Genel Futbol Yazıları

Geçmiş Şampiyonluğunuz Kutlu Olsun

Futbol Plus’ın Ocak sayısında Ahmet Çakır’ın da yazdığı gibi, son iki sene, spor özellikle de futbol kitapları açısından çok zengin geçti. Doksanlı yılları ve dahi 20. asrı, Simon Kuper’in “Football Against the Enemy”si, ya da ülkemizde bilinen adıyla “Futbol Asla Sadece Futbol Değildir”i ve Can Kozanoğlu’nun “Bu Maçı Alıcaz”ı ile kapatması beklenen futbol kitapları, son dakika golleriyle muhteşem bir zafere ulaştı. Hatta öyle tatlı bir rüzgâr esti ki, sessiz sedasız raflarda bekleşen bazı futbol kitapları da hatırlandı ve yeni baskılara imza attı. En güzeli, bu işin öncülerinden olan İletişim Yayınları, “Futbol Kitapları” diye özel bir sınıf bile oluşturdu. Türkiye Spor Yazarları Derneği (TSYD) de, kuruluş yıldönümü olan 14 Nisan’da, spor kitapları için bir etkinlik düzenlemeyi plânladı.

Ben, spor kitaplarını da, TSYD’nin bu düşüncesini de gönülden destekliyorum; varolsunlar, adlarıyla yaşasınlar. Zaten, oldum olası bu kutlama günlerini ya da haftalarını pek yararlı bulmuşumdur. Böylesi özel günler insanları mutlu eder, umutlu hale getirir; kamuoyunun yüzüne gülücükler oturtur. Bu münasebetle, ben de konuya katkıda bulunmak ve üstüme düşen görevi yerine getirmek için bir öneride bulunmak istiyorum; gerisi, TSYD’ne, federasyona ve kendini yetkili ve sorumlu hissseden her kuruma ve kişiye kalmış:

Efendim, malumunuz, bizim insanımızın dilinde bir “Geçmiş bayramınız kutlu olsun” sözü vardır. Bu alışkanlık, özellikle ramazan ve kurban bayramlarını müteakiben, yurtta, Kuzey Kıbrıs’ta ve dış temsilciliklerde çoşkuyla sürdürülür. Bayram tatilini izleyen ilk mesai günü, herkes birbirinin “geçmiş bayramını” bir güzel kutlar, mübarek olmasını, daha doğrusu “olmuş olmasını” diler. Olay o denli yaygındır ki, işyerimizde birlikte çalıştığımız arkadaşlarımızla önce arife günü bayramlaşırız, sonra, bayram süresince bizzat ya da telefon marifetiyle kutlaşırız, tatil bitip işe başlayınca da ilk fırsatta “geçmiş bayram”laşırız.

İşte bu noktadan hareketle, bendeniz, futbolumuza yeni bir heyecan ve yeni bir nefes katmayı kafama koymuş bulunuyorum: Geliniz, geçmiş bayramlar gibi, geçmiş şampiyonlukları da kutlayalım. Her yıl, futbol sezonunun tercihan ortasında, bir kutlama günü tertip edelim, gelmiş geçmiş ne kadar şampiyon varsa hepsini bir araya getirelim. Herkes birbirini kutlasın, gönlünce eğlensin, kurtlarını döküp rahatlasın.

Doğru oturup doğru yazalım; bu ülkenin “Süperinci Lig”inden, bu yüzyıl hatta binyıl boyunca da, dört kulüp dışında şampiyon çıkması pek mümkün gözükmemektedir. Yani, matematiksel olarak ihtimal vardır da, ekvatora kar yağmasından daha fazla olduğu söylenememektedir. Ayrıca, dördüncü şampiyonun ligi tekrar zirvede bitirmesi olasılığı bile -en azından şimdilik- bir Akdeniz ülkesine ağustos ayında kar yağma şansı kadardır. Türkiye Kupası’nda ise, bu dört kulüp dışında kalan sekiz şampiyona yenilerinin eklenmesi olasılığı da –final dahil tüm turlar kış mevsimi dahilinde tamamlanmaz ve Erzurumspor hep içsaha kurası çekmezse- pek kuvvetli değildir. Velhasıl, akıl baliğ olmuş nüfusumuzun tamamının üç büyük kulüp taraftarı yapılamaması –ki yaygın medyanın tüm çabalarına rağmen bugüne kadar bu amaca ulaşılamamış olması da ayrı bir mucizedir- halinde ülke çapında bir “sevinç konsensusu” sağlanması hayaldir.

Oysa bir “Geçmiş şampiyonluğunuz kutlu olsun” aktivitesi düzenlenirse, bundan Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş, Trabzonspor, Göztepe, Altay, Gençlerbirliği, Ankaragücü, Bursaspor, Kocaelispor, Eskişehirspor ve Sakaryaspor, yani tam 12 kulübümüz aynı anda yararlanabilecek, nüfusumuzun önemli bir bölümü sevince boğulacaktır. Böylece, kamuoyuna bir ferahlama gelecek, futbol dünyamızın tansiyonu normale düşecek, dargınlar barışacak, barışlar daim kalacaktır.

“Geçmiş şampiyonluğunuz kutlu olsun” gününde herkes birbirinin geçmiş şampiyonluğunu kutlayacak, törene katılan kulüplerin temsilcileri birbirlerine “Merhaba Şampiyon”, “Nasılsınız Sayın Şampiyon” şeklinde nazik hitaplarda bulunacak ve bu bütünleşme nedeniyle, içinde bulunulan sezonu kimin şampiyon olarak tamamlayacağının pek de önemi kalmayacaktır. Böyle bir rahatlamanın etkisiyle federasyonumuz ve hakemlerimiz de baskıdan kurtulacak, bu fani dünyada ince hesapların peşinde koşmanın ya da “Hata yaparsam beni hırpalarlar” fobisi geliştirmenin anlamsızlığı ortaya çıkacaktır.

Ben, toplumumuza huzur getirecek bu fikri bulmamdan ötürü kendimi ve bugüne kadar şampiyonluk kazanmış tüm kulüplerimizi –ikinci ve üçüncü liglerde şampiyon olanlar ve hatta sonraki sezonlarda küme düşenler de dahil olmak üzere- bir kez daha canı gönülden tebrik ediyorum. Herkesin geçmiş şampiyonluğu kutlu olsun; futbolumuzun günahları affolsun !.. 2002