Genel Futbol Yazıları

Banko Trabzonspor

Apartman kapısını araladım; insaflı bir aralık soğuğu on bir yaşımın yanaklarına şöyle bir dokundu. Dışarı doğru adımımı atıyordum ki, biraz aşağısında yerleşen ciğerlerin yırtılmaması halinde o tonda bir çıkış üretemeyecek bir çift ses telinin feryadını duydum.

Ses gerçekten de çok yüksek volümlüydü, insanı şaşırtıp duraklatacak kadar güçlüydü. Ancak yine de kulaklarımdan başka yerimi etkilememişti. Sakin iki adımımı, sokağımızın kaldırım taşlarına bıraktım….

Önümden yıldırım hızıyla birisi geçti. İki kolu hırsla iki yanına açılmıştı; belinden hafifçe öne doğru eğik halde ve belli ki zafer kutlar bir edadaydı. Peşinden “Ne oldu?” diye seslendiğim sırada, biraz önce duyduğum ve henüz sona eren çığlığın içindeki kelimeyi yakaladığımı fark ettim: “Goooooool !!!”

***

Bin dokuz yüz yetmiş dört yılının aralık ayıydı. Birinci ligdeki ilk sezonunu yaşayan Trabzonspor, o pazar İstanbul deplasmanında Galatasaray karşısındaydı. Golsüz giden maçı, son dakikalarına kadar radyodan dinlemiş, sonra sıkılıp kendimi sokağa atmaya karar vermiştim.

Kalan dakikaların bize bir galibiyet getirmesini beklemesem bile mahalle arkadaşımın o “gol” nidası, ben merdivenlerden inerken attığımız bir golle maçı aldığımızı düşündürtmüştü bana. Heyecanla “Golü kim attı?” diye sormuş, fakat aldığım cevaptaki ismi bir türlü beynimde uygun bir yere oturtamamıştımİlk yarının sondan ikinci haftasıydı, ligdeki ilk sezonumuzdu. İlk Galatasaray deplasmanından işte o golle yenik ayrıldık.

Daha sonra anladım ki, arkadaşım Galatasarayın golüne sevinmişti o sesi çıkaracak kadar… Biz lige çıkmadan önce koyu bir Galatasaray taraftarıydı. O sezon, Trabzonspor düşme korkusu olmadan orta sıralarda gezinirken, Galatasaray, Fenerbahçe ile şampiyonluk mücadelesi veriyordu. Bu nedenle, bir Galatasaray-Trabzonspor maçından çıkacak puanlar o günkü rakibimiz için çok daha önemliydi. Arkadaşım için de tabii!.. Trabzonsporlu olmasına Trabzonsporlu idi; ancak Trabzonsporluluğu kısmen koşullu, başka bir deyişle “ciddi şekilde esnek”ti.

***

İlginçtir, Trabzonspor ikinci ligde mücadele ederken, ben de koyu bir Galatasaray taraftarıydım. Hatırladığım kadarıyla, amcamın oğlu Orhan abimden ve biraz da Metin Oktay’dan etkilenmiştim. Aslında “Taçsız Kral”a, bir seyirci olarak yetişememiştim. Ancak Orhan abimin arşivindeki Metin Oktay fotoğraflarına, özellikle de ağları yırtan golüne tav olmuş, Brian Birch’ün üç yıl üst üste şampiyon olan takımını büyük mutlulukla takip etmiştim.

Lakin ben aslen Trabzonsporluydum. Takımımın ikinci lig maceralarının izini sürüyor, hüzünle sona eren her sezonun sonunda hıçkıra hıçkıra ağlıyordum. Ta ki, Eskişehir Demirspor’u 2-0 mağlup ederek ikinci lig şampiyonluğuna ulaştığımız o kutlu haftaya kadar. Artık çifte pasaportumu geri vermiş, Galatasaray’la olan sözleşmemi tek taraflı olarak feshetmiştim. Sadece ve sonsuza kadar Trabzonsporlu idim.

***

Merak edenler için yazmak zorundayım; o tarihten sonra Galatasaray’a karşı hiçbir şey hissetmedim. O ilk maçın son dakikalarında yediğimiz gol, arkadaşımı delicesine sevindirirken beni fena halde üzmüştü. Beni kimsenin şampiyonluk mücadelesi falan ilgilendirmiyordu. Ben, her maçımı kazanmak istiyor; yükselmeyi, en tepeye kadar çıkmayı hayal ediyordum. İşin güzel yanı, İdmanocağı geleneğinden gelen çok az sayıda hemşehrimizin dışında her Trabzonlu da benim gibi düşünüyordu ve bu durum yıllar sonra her futbolseverin zihnini kurcalayacak Neden başka Trabzonspor çıkmıyor?” sorusunun doğal yanıtını hazırlıyordu.

Trabzonspor, ligdeki ilk yılı dışında hep zirve mücadelesi verdi. Matematiksel olarak geri kaldığı dönemlerde bile en azından zihinsel ve ruhsal olarak zirveye bağlı kaldı. Kendi kulübünden başkasına ilgi duymadı, kendine başka bir kimlik aramadı. Dahası, İstanbul’un futbol tekelcilerine tepki duyan Anadolu ve Rumeli insanına kimlik oldu, onur oldu, gurur oldu

***

Bu hafta sonu Trabzonspor, İstanbul’da Galatasaray ile bir kez daha karşı karşıya gelecek. Ligdeki yerini belirlemiş bir durumda, bir yerde puana gereksinimi olmadan sahaya çıkacak. Oysa rakibi mutlak galibiyet, hem de farklı galibiyet peşinde koşacak. Haliyle, varını yoğunu ortaya koyacak.

Peki, onlar öyle yapacak da Trabzonspor amaçsız insanlar topluluğu rolünü mü üstlenecek? Kesinlikle hayır! Trabzonspor da varını yoğunu ortaya koyacak. En golcü oyuncusu Hami ve en yaratıcı oyuncusu Sergen olmadan gol ve puan arayacak; ama yine de sonuna kadar arayacak. Kendi adına, kendi tarihine, kendi arşivine artı bir değer daha katmak için mücadele verecek. Galatasaray’a karşı oynadığı maçlardaki genel dengeyi kendi lehine bozmak için gayret sarfedecek. Her maçında ondan iyi haber bekleyen milyonlarca taraftarına yine sevinçli bir haber göndermek için çabalayacak.

***

İşte bu inançla, kimin veya kimlerin iddiası olduğuna bakmaksızın “Banko Trabzonspor” diyorum. Trabzonspor’un, birkaç hafta önce Fenerbahçe’yi puansız bıraktığı akşamı tmel alarak “Banko Trabzonspor” diyorum. Hepsinin ötesinde, Trabzonspor’un mutlaka kazanacağına kanaat getirdiğim için değil, mutlaka kazanmasını arzuladığım için “Banko Trabzonspor” diyorum.

Evet… Benim bankom, Trabzonspor. Benim sevdam, Trabzonspor. Benim adım, Trabzonspor. Sadece bu maç için değil, her maç için Trabzonspor. Yense de, yenilse de; şampiyon olsa da, olmasa da Trabzonspor. Ben sadece ve sadece Trabzonspor’un başarısıyla ve bana tattıracağı yeni mutluluklarla ilgileniyorum. Kimin şampiyon olacağı başkalarını sorunu; ben “Ligi birinci bitiren şampiyon olsun” diyorum…2001