Genel Futbol Yazıları

Gerçek Taraftar Kim

Bir spor kulübünün, bir futbol takımının gerçek taraftarı kimdir?

Sezon başında kombine bilete çanta dolusu para yatıran ya da her maç yüksek bilet bedelleri ödeyerek takımını seyretmeye giden, lâkin oyun sırasında pek tezahürat yapmadan maçını izleyen azınlık mı, yoksa kale arkası veya açık tribün parasını zar zor denkleştirip stada giren ama maç boyunca takımı için sesini çatlatıp ciğerlerini yırtan çoğunluk mu?

Bir başka deyiş:

Kulübünün logolu ürünlerini, pahalı-mahalı demeden satın alan, maça sırtında resmi sponsorun pazarladığı on milyonlarca liralık forma ile giden mi, yoksa yan sanayi (!) ürünü ucuz korsan forma ile tribündeki yerini alan mı?

***

Sadece Trabzonspor ya da Türk futbolu değil, Avrupa ve Dünya da bu sorunun cevabını arıyor şimdi.

Futbol öyle büyük bir sektör haline geldi ki, futbolun içinde ve çevresinde dönen para, Dolar ve Euro ile bile ifadesi zor bir meblağa ulaştı. Ve, insanoğlunun en çok sevip en çok izlediği bu spor, romantizm ile kapitalizm arasında sıkışıp kaldı…

***

Bazı büyük dünya kulüplerinde durum epeyce farklı ya, Türkiye’deki hemen her kulübün en büyük gelir kalemi televizyon yayın hakkı. Doksanlı yıllarda oluşturulan havuz sistemi, sadece en üst ligimizdeki kulüpleri ayakta tutmakla kalmıyor(du), onlardan daha aşağı kategorilere de dolaylı maddi fayda olarak yayılıyor(du). Ne yazık ki, son yıllarda bir salgın hastalık gibi dünyanın her kıtasını dolaşan ekonomik krizler, futbolun can damarı olan yayın gelirlerine de sekteye uğrattı. Bugün dünyanın en futbolik ülkelerinde bile yayıncı kuruluşlar çok ciddi sarsıntılar yaşıyor. Türkiye’de ise resmen trajikomik bir gelişme izlendi ve “Digiturk Dollar” diye, Amerikan Doları’nın yarısı değerde bir para birimi icat edildi.

Futbolun anavatanı kabul edilen Britanya’da bile, özellikle sınırlı iddiaya sahip kulüpler, yayın gelirlerinin yetersizliği nedeniyle büyük ekonomik sıkıntılar içinde. Buna karşılık, başta Manchester United olmak üzere bazı büyük kulüplerde benzer parasal sıkıntı çekilmiyor. Zira bu kulüplerin ana para kaynağı yayın geliri değil. Örneğin, Manchester United’ın yıllık logolu ürün geliri 50 milyon Sterlin civarında, ki bu rakam kulübün toplam gelirinin neredeyse yarısını oluşturuyor. Başka bir bakış açısıyla, bu kurumun ürün geliri, yayın gelirinin yaklaşık dört katı. Belki daha ilginci, Manchester United’in maç bileti satışından elde ettiği paranın da, yayın gelirinden birkaç kat yüksek olması.

Manchester United, elbette dünyanın her ülkesinde hayranı olan ve bu kitlelere ürün satabilen sıradışı bir kurum. Onun Avrupa düzeyinde yarıştığı kulüpler olan Bayern Munich, AC Milan ve FC Barcelona’da ise durum biraz daha farklı; maç hasılatları çok iyi olmakla birlikte logolu ürün gelirleri belirgin şekilde geride. Ancak buradan logolu ürün satışında gelir elde edemedikleri düşünülmesin sakın; bu kulüplerin de ortalama 10’ar milyon dolarlık ürün geliri var belki.

***

Dönelim Türkiye’ye… Dediğimiz gibi, maç yayını işi duraklama döneminde. Tribün gelirleri içler acısı. Bosman kuralından sonra transfer geliri, bonservis ticareti neredeyse sizlere ömür. Yönetici katkıları ayrı bir kısa metrajlı film. Banka kredileri deseniz, melek yüzlü canavar. Ek gelir işletmeciliği (Örneğin, Trabzonspor için liman, benzin istasyonu, turizm faaliyetleri vb.) emeklemeye bile başlayamadı. Sponsorluk yasası ise henüz çıkış tünelinde.

O halde, bu iş nasıl olacak da olacak?! Devletin himayesindeki kulüplerin, İstanbul oligarşisinin, borçlarını ödemese de bir şey olmayanların, UEFA kriterleri gelmesin de haksız rekabeti, daha doğrusu sömürüyü devam ettirelim, diyenlerin, demenin ötesinde bunun için ellerinden geleni artlarına koymayanların dışındaki kulüpler nasıl ayakta kalacaklar? Hele Trabzonspor gibi, ayakta kalmanın çok ötesinde arzuları, istekleri ve hedefleri olanlar bu işleri nasıl kotaracaklar?

***

Demem o ki, hedefler oradaysa gerçekler de burada. Hepimiz biliyoruz ki, Trabzonspor için büyük hedeflerden vazgeçmek gibi bir seçenek yok. O halde, her Trabzonsporlu üzerine düşen vazifeyi yapmalı. Sadece manevi değil, maddi vazifeleri de yerine getirmeli. Yönetici üzerine yüklenilenden, taraftar da kendi payına düşenden kaçmamalı; herkes pozisyonuna göre sorumluluk almalı.

O zaman… Trabzonspor logolu ürünlerine hak ettiği ilgiyi gösterelim lütfen. Bilelim ki, Trabzonspor’un resmi logolu ürününü almak, aslında sorumluluk almaktır. Logolu ürün almak, Trabzonspor’a gelecek satın almaktır.

O zaman… Hareketlenelim, gerekli hareketleri saha içinde, saha dışında, tribünde, satış noktasında belli bir bütünlük içinde yapalım. “Gerçek taraftar kim?” sorusunu gerçekçi bir şekilde yanıtlayalım. Taraftarı, çok para veren ile az veren olarak değil, kendi imkanına uygun şekilde sorumluluk alan ve almayan olarak sınıflandıralım.

Haydi o zaman… Tempo!

“Eller cebe, eller havaya, eller kupaya!…”