God Bless Şenol Güneş
Biliyor musun Şenol hocam; bırak yarı finale kalmayı, çeyrek finali göremeseydik, hatta, gruptan çıkamasaydık bile gönül koymazdım sana. Sen benim çocukluğumun kahramanıydın zira. Çünkü, anamın babamın yaşatamadığı sevinçleri yaşatmıştın bana çokca.
Ancak, sen o sevinçlere, o başarılara bir kulüp takımı için, bir kent için uzanmıştın bir yerde. Ulusal bir başarı kazanamaman halinde, bu halk sana kızsa, ben onlara kızamazdım fazla. Çünkü, bu ülke, üzerine titrediği yıldızlar topluluğunu senin tasarrufuna sunmuştu, onlara beklentilerinin karşılığına vermek zorundaydın. Onların durduğu yer benden ve benim gibilerden farklıydı. Haklılardı.
Elbette, saçma sapan, edep dışı eleştiriler aldın bu zorlu yolda. Onları konuşmak zaman kaybı, hem senin hem benim için; ama, çok yerinde eleştiriler de oldu tercihlerin hakkında. Tamam, biz tribünlerdeki ya da ekranlardaki futbolseverler, senin, oyuncularına verdiğin görevleri bilemiyorduk; lâkin, takım da göze görünür şekilde sıkıntılı oyunlar çıkarıyordu.
Senin kadar olmasa da, ben de uykusuz geceler geçirdim hocam. Kendi yaşadığım, çalıştığım ortamın Şenol Güneş’iydim ben de mecburen. Senin üzülmemeni, yıpranmamanı, ama en çok da bu ülke insanının senden razı olmasını diledim Allah’tan; görevini başarıyla yapmış olmanı. Onları ikna etmeye, sana destek vermeye çalışmadım pek; aksine onların gerçekten seni takdir eder duruma gelmesi için senin daha iyi şeyler yapmanı bekledim. Kalbim sıkıştı, ruhum karardı, gözlerim doldu günlerce. En çok da eşinle kızlarının gözleri yaşlı fotoğraflarını gördüğümde perişan oldum, burnumun direği sızladı hocam.
Gruptan çıktığında, hatta Japonya’yı bir taktik zaferle geçtiğinde bile hakkında, hak ettiğin iyi şeyleri yazmadan bekledim sabırla. Ama gün, işte bugün hocam. Bugün sen, son Dünya Şampiyonu’nu kilitlemiş Senegal’i hallaç pamuğu gibi atan taktiği verince, Türk futbol tarihinin belki en iyi oyununu oynayan takımınla, çok iyi ve etkili oynattığın takımınla yarı finale bayrağı dikince, “Tamamdır, vakit geldi” dedim kendi kendime.
Ben Şenol Güneş’imden otuz yıldır hep razıydım ya, bu halk da senden razı olsun diye beklediğime değdi benim güzel hocam. Sen işte bugün bu yazıya tam anlamıyla lâyık oldun kahramanım. Beni de, bu ülkeyi de öyle çok sevindirdin ki, adam gibi adamım.
Bu yazıyı yazarken artık rahatım, yetmişli yıllarımdan bugüne kadar ayakta kalan kahramanım. Bu ülkeye bir dördüncü futbol devi sunan bir olgunun en tepesindeki adamlardan biri olarak, önemli bir ulusal başarıya imza attığın için gururluyum. Yine bir kaza kurşununa kurban gitmediğin için huzurluyum.
Ve şimdi… O, bize çeyrek final yolunda eşlik eden yağmur sularının ıslattığı; o, çalışmaktan ve heyecandan ter içindeki; o, saldırılara karşı koymaktan kan rengi almış ama hep tertemiz kalmış mübarek alnını öpücüklere boğuyorum. Yetinmiyorum; bir de “Candan” şarkı konduruyorum: “Mucizeler yaratan kahramanım mutlu musun?”