Renklerin Yaşamın Ta Kendisi
Sıcak sınır tanımıyor, gölgede bile rahat vermiyor; nemdi, terdi, türlü bahaneler bulup yapışıyor sırtımıza. Yaz henüz bitmemiş, lakin biz tatilimizin sonuna gelmişiz, eve dönüş yolundayız.
Futbol sezon daha yeni başlamış, başladığı gibi gitmeyecek, henüz bilmiyoruz; bilmek istediğimiz falan da yok. Daha iki gün önce Beşiktaş’ı devirmişiz İnönü’de, uzun zamandan, sanki bir asır aradan sonra. Sıcaktan perişan, ama moralli… eve dönüş yolundayız; daha yolun başındayız.
Toroslar’da bir mola yeri, yokuş yukarı. Buz gibi kaynak suyunu pet şişelere doldurtup sattıran bir yayla havası. Serinlik depoluyoruz sonraki birkaç yüz kilometre için, çay içiyoruz ince belli bardağın üzerindeki buhara inat. Benzinliğin bir köşesinde, öğleye doğru güneşinin tam altında su kaynatmış ağır vasıtanın kaputundan daha iddialı bir buhar yükseliyor, bize bu mevcut serinliğe ne denli kısa süre sahip kalabileceğimizi hatırlatırcasına…
Masadan kasaya giden yirmi adımlık mesafe üzerinde ufak bir büfe var ıvır zıvır satan. İnanılır gibi değil ama vitrin camı boydan boya Trabzonspor filamalarıyla kaplı. Bunca acılı yıldan sonra, daha ilk büyük maçı kazanır kazanmaz, hem de diğer büyüklerin bir tane filaması yokken. Büfe sahibi Trabzonsporlu olsa bile doğal değil böyle bir durum. Sormak gerek usulünce…
Durum anlaşıldı şimdi: filamaları geçen yıl toplu halde almış adamcağız; diğer büyüklerinki satılmış geçen zamanda, Trabzonspor’unkiler kalmış öylece elinde. Kendisi Trabzonsporlu değil, ama Trabzonspor’un sezona iyi başlamasından memnun. Kalbinin bir ucundan, Anadolu takımı diye sempati besliyormuş Trabzonspor’a. Bir de elde kalan filamaları satma işi var tabii, o takım iyi giderse. Bir tane oğlum Kuzey’e, bir tane yeğenim Nursu’ya, bir de yedek, toplam üç filama alıyorum adamdan. Geriye kaldı otuz kadar bordo-mavi malzeme. Büfeden çıkarken yan gözle bakıyorum camda kalanlara, konuşabilseler, bizi öksüz bırakma burada, diyecekler neredeyse. Yapmayın be güzellerim, hepinize de ben sahip çıkamam ki, üzmeyin lütfen beni, daha onca yol var önümde direksiyon sallayacak.
***
Sevgili Yavuz Saltık’ın ciddi bir kurum adına yaptığı kapsamlı araştırmaya göre, Trabzonspor taraftarlarının genel popülasyondaki payı 2000 yılı mayıs ayında % 7,1 iken, tam bir yıl sonra % 6,9’a ve 2002 yılının şubat ayında da % 5,9’a düşmüş. Yani, yüzde yirmiye yakın bir kayıp var. Buna karşılık Trabzonspor’a gönül verenlerin, taraftarlık ürünlerine ilgisi diğer büyüklerin üzerinde. Örneğin, forma sahibi olmak dediğimizde Trabzonspor cephesindeki oran % 36,6; oysa diğer kulüplerin eriştiği en yüksek oran sadece % 25. Bayrak ve filama alanında Trabzonspor taraftarları % 39,4 gibi gurur verici bir rakama ulaşıyorlarken, diğer kulüplerin taraftarlarının en yükseğinin sahip olduğu figür bile % 30’un altında kalıyor. Poster, atkı, şapka, fincan, kupa, kravat, eşarp ve fular gibi ürünlerde de durum benzer. Trabzonspor taraftarı, sadece, kalem, çakmak ve rozet segmentinde üçüncülüğe düşüyor.
Yukarıda belirttiğimiz gibi, bu veriler daha bir yıl öncesine ait. İlk bakışta çok sevindirici elbette. Ancak, kulüp logolu ürünlerin son yıllardaki seyrine göz attığımızda ortaya ciddi bir çelişki çıkıyor. Giderek artan sayıda giyim, gıda, hediyelik eşya ve muhtelif araç gereci üretip pazarlayan firmalar, Trabzonspor dışında kalan büyüklerin renklerini ve logolarını kullanmaya başladılar. Her alışverişte, her büyük markette karşımıza sarı-kırmızı, sarı-lacivert ve siyah-beyaz ürünler çıkıyor. Bunda bir tuhaflık aradığımız yok, her üç kulübümüz de asırlık geçmişleri ve on milyonları bulan taraftar kitleleri ile hem buna layıklar, hem de pazarlamacıların gözden kaçırmayacağı potansiyele sahipler. Yine de ortada bir anormallik var, ki o da Trabzonspor’un bu pazara dahil olamayışı.
***
Yakın tarihi hatırlamaya çalışalım. Çok da zorlanmadan bulacağız: Son yılların en itibarlı anlaşmalarından olan Aria reklamının, Petrol Ofisi markalı kampanyanın ve Banat diş fırçasının ya da Taç nevresimlerinin dışında, Trabzonspor’un adını, logosunu, renklerini görebileceğimiz bir pazarlama hadisesi yok gibidir. Bu tablo, yukarıdaki olumlu figürlerle çatışmaktadır. Ve bunun ötesinde, bu tabloyu düzeltmek için yapabileceğimiz bir şey olmalıdır. Kulüp yönetiminde olmalıdır, taraftar ölçeğinde olmalıdır, velhasıl ortaya hep birlikte bir gayret konmalıdır.
Trabzonspor taraftarı, anketlerdeki sorulara cevap verirken yakaladığı cömertliği neden reel pazarda yakalayamamaktadır? Bayrak ve filama alanında en yüksek sahiplenme oranına gerçekten Trabzonspor sahip ise, bordo-mavili filamalar neden tüccarların elinde kalmaktadır? Şüphesiz, özellikle son beş altı sezondaki başarısız saha sonuçları Trabzonspor taraftarının sayısını azalttığı gibi, sahiplenme ve destekleme duygusunu da zayıflatmış olabilir; ancak gerçek taraftar, bunun bir kısır döngü olduğunu görebilecek insandır, dahası, bu olumsuzluğu kıracak olandır.
Trabzonspor logolu ürünlerin sayısını, bordo-mavi renklerin pazardaki payını arttırmak hem Trabzonspor yönetiminin, hem de Trabzonspor taraftarının önemli görevlerinden biridir. Bu ürünlerin gelirinin, Trabzonspor gibi büyük bir kurumun giderlerinin karşılanmasında hatırı sayılacak bir orana yükselmesi mutlaka ve en azından şimdilik mümkün değildir. Ancak, logolu ürünlerin maddi değeri dışında manevi değeri ve ayrı bir itibarı olduğu da unutulmaması gereken bir gerçektir. Geliniz, bu ürünlerin artması için hep birlikte harekete geçelim. Üretici ve pazarlayıcı firmalarla kurumsal ve kişisel iletişim yollarına girelim; Trabzonspor için daha çok şey üretilmesine, pazarlanmasına ve tüketilmesine hepimiz elimizden geldiğince katkıda bulunalım. Hiçbir firma, kendini gösteren böyle bir potansiyele ilgisiz kalamayacaktır.
Sevgili Trabzonsporlular! Bunları küçük işler zannetmeyin. Oturduğunuz yerden itibar ve başarı beklemeyin. Bizim için yaşamın ta kendisi olan bordo-mavi renklerin günlük hayatın her alanına ulaşabilmesi için vakit kaybetmeden harekete geçin. Parasal değeri de şimdilik kalsın; bu çaba, emin olun bir şekilde Trabzonspor’a geri dönecektir. Trabzonspor’un eski parlak günlerine dönmesine hız verecektir. Haydi göreyim bizi!…