Eskiyi Özlerim, Kötüyü Özlemem
Kongreden önceki akşamdı. Bir yerel kanalda, eski bir yöneticimizin genel kurul ve sonrasıyla ilgili görüşünü aktardı program sunucusu kardeşimiz. Sonra da, o iddiayı, yani “31 Aralık günü yeni bir başkan ile yeni bir yönetim kurulu gelecek; ve bu, Trabzonspor için başarılı bir dönemin başlangıcı olacak.” sözünü değerlendirmemi istedi.
Benim yanıtımı, programı izleyenler biliyorlar; izlemeyip de beni tanıyanlar ise tahmin edebilirler. Böyle bir iddianın gerçekçi olmadığını, Trabzonspor’un birikmiş ve kronikleşmiş sorunlarını kısa vadede çözmeye hiçbir yönetimin gücünün yetmeyeceğini söyledim elbette.
Evet, o güne kadar görevde olan yönetim ve son dört yılın başkanı başarısızdı; hem de çok başarısızdı. Ancak bu durumun, yeni gelecek yönetimi başarılı kılması mümkün değildi. Böyle bir iddia çok komikti, lakin güldürmesi mümkün değildi. Gidenin yanlışı, gelenin doğrusu olamazdı. Nitekim olamadı.
Sümer ve arkadaşları göreve geldikten sonra Trabzonspor’un sorunları bir çözüm bulmadı. Bulamazdı da. Aslında, Sümer yönetimi göreve geldiğinde ne oldu biliyor musunuz? Eski yönetimin yanlışlıklar zinciri, hatalar hazinesi ve israf şampiyonlukları gün ışığına çıktı. Onlar, kendilerince bir düzen (!) kurmuş, işi idare ediyorlardı. Har vurup harman savuruyorlar, habire borçlanıp duruyorlar ve daha kötüsü, borcu borçla kapatıyorlardı. Ayrıca, gün gelip de yönetimden ayrılmak zorunda kalacaklarını, kulübün defterlerinin başkalarının eline geçeceğini de pek tahmin etmiyorlardı.
Bir yerde haklıydılar da. Kulüp öyle bir maddi batağın içine düşürülmüştü ki, aklı başında bir insanın çıkıp bu kurumu devralması olasılığı, Trabzonspor’un şampiyon olması ihtimalinden bile küçüktü. Gelin görün ki, birileri çıktı ve Trabzonspor genel kurulu da onları, yönetimi teslim etmeye lâyık buldu.
İşte, yürüyen tekerleğe çomak sokma davası da o an başladı. Ortada, hakikaten bir çomak vardı, bir yerlere de sokulmuştu; ama o yer bir tekerlek değildi. Bir asansörü hareket ettiren dişli mekanizmasına sokulmuştu söz konusu çomak. Hangi asansör mü?
18 Nisan 1999 tarihli Fanatik gazetesinin “Trabzon Kazanı” köşesi içinde yer alan “Ameliyat Masası” altköşesine göz atıyoruz: Bugün Avrupa’da adını sadece “yamyam” tartışması ile duyurabilen Trabzonspor, çok değil iki üç yıl önce Avrupa’da ilk yüz kulüp içinde ve tüm Türk kulüplerinde daha yukarıda yer alıyordu. Şimdilerde, Avrupalıların hesabına göre; Gaziantepspor, Kocaelispor ve istanbulspor’un altında 290. sıraya düşen Trabzonspor’a bakınca, Sakallı Celal’in Avrupalılaşma hayali kuran Türkiye’yi tanımlaması geliyor aklıma: “Hızla doğuya doğru yol alan bir geminin güvertesinde batıya doğru koşturan yolcu” Başkan Yılmaz’ın Trabzonspor’u da öyle bir şey işte: “Hızla aşağı inen asansörün içinde yukarı doğru zıplamaya çalışan biçare!..”
Mekanizmasına çomak sokulan asansörü hatırladınız değil mi? Sümer ve ekibi ellerindeki mutevazı çomakla, hızla aşağı inen asansörü durdurmaya çalıştılar ilk iş olarak. Hemen değil ama zamanla başarılı olmalarını umuyordu insanlar. Ne yazık ki, asansöre aşağı doğru hız veren güçlerin, bu kez de asansörü taşıyan çelik halatları keseceklerini hiç düşünmemişlerdi. Daha doğrusu, bu kadarını ummamışlardı.
Doğru oturup doğru konuşalım. İlk üç aya bakıldığında, Sümer yönetiminin başarılı olduğunu söylemek mümkün değildir. Futbol şubesinde sorun vardır, maddi kaynak bulunamamıştır, saha sonuçları eşi görülmemiş bir felakettir, oyuncular üzerinde otorite kurulamamıştır, teknik adam seçimi baş ağrıtmaktadır, yönetim içinde demokrasinin sağlandığını söylemek zordur.
Aklınızı başınız alıp hafızanızı kaybetmeyip söyleyin. Eski yönetimin yanlışları yeni yönetimin doğruları olamaz dedik, haklı çıktık. Peki.. Yeni yönetimin yanlışları, eski yönetimin sayısız yanlışını siler mi sanki? Asla!
Demem o ki, Sümer yönetimine dikkat çekerek eski olumsuzlukları, yetersizlikleri ve açıkça adlandırmak istemediğim bir dolu tuhaflığı diriltmeye çalışmak akılla mantıkla bağdaşmaz. Trabzonspor bir geçiş dönemi yaşıyor ve maalesef çok puan kaybediyor. Ancak, hiç değilse, ciddiyetinden, asaletinden, nezaketinden ödün vermiyor. İyiyi, daha iyiyi aramaya da devam ediyor.
Kötüyü arayanlar, özleyenler varmış. Olabilir. O onların tercihidir; hatta belki de zorunluluğudur. Ben, genel kurulların seçtiği kişilerin er ya da geç iyiyi bulacağına yürekten inanıyorum. Niyeti ve hedefi iyi olan her Trabzonsporlu’ya da, -eksiklerini ve hatalarını ortaya koyarak, yapıcı eleştiride bulunarak– destek olacağıma söz veriyorum… 23 Mart 2001