Artık Fark Etmez
İki bin iki yılının son günleri… Kapalı spor salonu bir Trabzonspor kongresine daha tanıklık ediyor… Hava soğuk, ortam sıcak…
Yeni milenyumun kongreleri çok farklı… İğne atsan yere düşmeyecek bir kalabalık… Son başkan Sümer ile başkan yardımcısı Ağaoğlu yarışıyorlar… Burun farkı bir sonuç çıkacak, kestirebiliyoruz…
***
Yerel televizyon kanalları salonun etrafında karargah kurmuş, gözlerine kestirdiklerini çevirip canlı yayında konuşturuyorlar. Heyecan da, hareket de had safhada…
Seçimde ne sorulur?.. “Kim kazanır?” diye sual ediyor bir kardeşimiz, mikrofonu uzatıp. “Aralık 2000 kongresi Trabzonspor camiasında öyle olumlu bir değişiklik yaptı, şehir kurumuna öyle sahip çıkmaya başladı, Trabzonspor öyle bir ivme kazandı ki, bundan sonra kim kazanırsa kazansın hiç fark etmez. Trabzonspor’un çıkışı sürecektir” şeklinde yanıtlıyorum, mealen…
Görünen köy kılavuz istemiyor; aslında, iki taraf da kazanamıyor; ama Trabzonspor’un çıkışı sürüyor… Ara sıra hata yapılsa da, genelde doğru tercihlerle kulüp ve takım her geçen gün değerine değer katıyor. Tribünler doluyor, deplasmanlar şenleniyor, forma satışları tavan yapıyor. Taraftar sevdasına sahip çıkıyor…
***
İki bin beş yılının sonbaharı. Hazan mevsimi. Sadece yapraklar değil, takım da dökülmüş, Avrupa’dan sonra lig, yıldız oyunculardan sonra hoca da kaybolmuş… Rüzgar sert, doğa acımasız Trabzon’da…
Her gün birkaç okuyucu kardeşimiz elektronik posta marifetiyle seri şekilde sual ediyor: “Takımın durumu ne olacak? Yönetim gidecek mi? Yerine kimler gelecek?”
“Hiç fark etmez! Bugün Trabzonspor öyle bir noktaya geldi, öyle bir çöküntü yaşıyor ki, bundan sonra ne olursa olsun fazla fark etmez. Yönetim kalsa da gitse de bir şey değişmez. Yerlerine kim gelirse gelsin, pek fark etmez” diyorum; hüsran ana tema Trabzon’da…
***
Maalesef sevgili dostlar… Mevcut yönetim bazı şeyleri iyi yaptı, bazılarını yapamadı; ama o kadar kötü bir şey yaptı ki, bunu düzeltmek artık pek mümkün değil. Camianın heyecanını, inancını bitirdi. Beş yıl önce, dişinden tırnağından artırdığı parayla kulübün borçlarını temizlemeye çabalayan bu şehir, küme düşme tehlikesi yaşayan takımının her kaybettiği maçtan sonra tribünleri daha çok dolduran, çoluğunu çocuğunu bırakıp deplasman yollarına düşen bu taraftar artık resmen tükendi. Çok değil, üç-dört ay içinde tükendi…
Dört yıldan uzun süreli bir emeğin birikimi, dört aydan kısa sürede eridi, gitti. Heyecan kalmadı, inanç kalmadı, enerji kalmadı… Trabzonspor, hem de kasasında en çok para olduğu bir dönemde çöktü. Resmen çöktü, cismen çöktü. Sistem çöktü, olmayan model çöktü…
***
İşte bu nedenle, tam da bu nedenle, lütfen bana “Takımın durumu ne olacak? Yönetim gidecek mi? Yerine kimler gelecek?” diye sormayın arkadaşlar!.. Zira, bu soruların yanıtı yok… En azından bende yok…
Ben kendi yanıtımı “Yedinci Dönem” yazımda vermeye çalışmıştım kendimce: Trabzonspor’da bir dönem daha kapanmıştır. Yeni bir dönem, rasyonel, radikal ve atılımcı bir model gereklidir. Trabzonspor’un ihtiyacı, yönetim değişikliği değil, anlayış değişikliğidir. Yoksa, hangi yönetim gelirse gelsin, bu sistemi ancak bu kadar başarı ile uygulayabilecektir…
***
Evet, bence bu yönetim başarısızdır. Lakin, bu gerçek, bundan sonra gelmesi muhtemel hiçbir yönetimi başarılı kılamayacaktır. Aksine, bu yönetimin son dönemdeki derin başarısızlığı, kendisinden sonra geleceklerin başarı şansını da çok ciddi oranda düşürmüştür…
Yani… Çok yeni, çok hazırlıklı, çok istekli, çok çalışkan, çok sabırlı, eleştiriye çok dayanıklı bir yönetim, daha doğru bir deyişle bir “yönetim anlayışı” gelmeyecekse, yönetim değişikliğinin hiçbir anlamı olmayacaktır. En kötüsü, gelecek bir yönetim, şehirden ve camiadan son beş yılda verilen desteğin onda birini bulamayacaktır. İstenmediği, beğenilmediği, benimsenmediği için değil, şehir tükenmesi, camia bezmesi, umudun Trabzonspor’u terk etmesi gibi açık ve acı nedenlerle bulamayacaktır… Kredi ve tolerans bitmiştir Trabzon’da…
***
Pardon, son bir soru mu?..
Bu yönetim kalır da, o köklü değişimi, o büyük atılımı kendisi gerçekleştirmeye çalışırsa mı? Peki, bunu başarabilirler mi?
“Bilmiyorum. Gerçekten bilmiyorum.”
Galiba fark etmez, diyebiliyorum…
Sanırım, bundan sonra fark etmez artık… 2005