Genel Futbol Yazıları

Bu Bize Bir Ders Olsun

En güzel sözü, tribünlerdeki bordo-mavi kalabalığa bakan Alpkan kardeşim söyledi: “Ağbi, iki maç daha kaybedersek tribünlere sığmayız.”

İzmit’e çıkan yollar, başı sonu 61’li plakalarla dolu. Radarların yakalayıp trafik memurlarının karşısında kuyruğa soktuğu sürücüler hep Trabzonsporlu. Erkek, kadın, çoluk çocuk doluşmuşuz arabalara…

***

İsmet Paşa Stadyumu’nun önü bayram yeri gibi. Bordo-mavi bayraklar, atkılar, bereler, saç bantları kapış kapış. Trabzonspor sevdalıları, takımlarının cezasını paylaşmak, sıkıntısını hafifletmek için yarış içinde. Trabzon’dan, İstanbul’dan, Ankara’dan ve diğer illerden gelen taraftarlar, bir yandan bilet almaya çalışırken bir yandan da farklı yönlerden gelen tanıdıklarıyla hasret giderme sevincinde. Yeni-eski yöneticiler, tanıdık simalar, spor sayfalarının içinden ve ötesinden gazeteciler, yazarlar, sanatçılar… Herkes orada, hepimiz oradayız.

Alpkan’ın tatlı diline kulak veriyorum yine: “İki maç daha kaybedersek tribünlere sığmayız.” Trabzonsporlu, başarısızlık belirginleştikce, talihsizlik yakasını bırakmadıkça görülmemiş bir biçimde sahip çıkıyor takımına.

***

Maç bitiminde büyük bir üzüntü, büyük bir sıkıntı var çöküyor üzerimize. Maçtan önceki çoşku yok ortalarda; ama bordo-mavili aileler yine kapışıyor satıcıların tezgâhlarına dizili malları. Maç bitti bitmesine de, işimiz bitmedi daha; herkes bunun farkında. Salı akşamı İnönü’de buluşmak üzere sözleşerek ayrılıyoruz birbirimizden.

***

Kaderde bugünleri de görmek varmış demek ki, Türkiye şampiyonu olmuş tüm büyük kulüplerin daha önce çok yakından hissettiği “düşme” korkusunu yaşamak. Kimi “Nasılsa düzeliriz, düşmeyiz” diye kendini rahatlatsa da, kimi “Ligde bizden kötü takım yok, düşme ihtimalimiz yüksek” dese de; genel bir “düşme” şüphesi var kafalarda.

Benim görüşümü merak eden Trabzonsporluların içini ferahlatır mı bilemem; ama bana sorarsanız, kim veya hangi güçler isterse istesin, “Trabzon kümeye” sloganı hangi kompleksli tribünden yükselirse yükselsin, Trabzonspor küme falan düşmez. Biraz daha sıkıntı çeker çekmesine, belki biraz ürperir ürpermesine ya, yine de içlerinde o hevesi besleyenlerin negatif umutlarını tatmin etmez.

Bir yerde, bu günleri yaşamamızın da bir anlamı vardır elbette. “Kıymet bilmek” denen camiasal eksiğimizi gideririz bu günleri takiben. Beş sezon önce, ligi üst üste iki kez ikinci bitirdiği, Türkiye Kupasını, Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık kupalarını aldığı, Avrupa’da zaferlere imza attığı halde yerden yere vurduğumuz oyuncularımızın, teknik heyetimizin ve tabii ki yönetim kurulumuzun değerini anlarız muhtemelen. Anlayıp da geçmişe dönük bir şey yapabileceğimizden değil, bu “anlayış”ı gelecekte kullanmak için faydalanabiliriz bugünkü “geçici” sıkıntılarımızdan.

***

TRT’nin Tele Pazar’ında “Trabzonspor, medya desteği olmayan bir Fenerbahçe haline geldi” diyordu Doğan Medya Grubu spor yazarı Mehmet Demirkol: “Trabzonspor her şeyi denedi; yıldız oyuncular transfer etti, genç yetenekler aldı, hoca değiştirdi, yönetim değiştirdi; ama olmadı. Trabzonspor’un özüne dönmesi gerekli; ancak sadece oyuncu olarak değil, şampiyon olduğu yıllardaki kendi öz felsefesine dönmeli. Bugünkü zorluklar, acılar, bu nedenle faydalı olacaktır Trabzonspor’a.”

Doğru, tümüyle doğru. Bugünlerden ders alarak çıkmalı Trabzonspor. Felsefesini yeniden oluşturmalı, yolunu yeniden çizmeli. Geç kalmadan; ama telâştan, aceleden, panik psikolojisiyle yeni hatalar yapmaktan kaçınarak. Tribünde veya stadın çıkışında yirmi-otuz kişi toplanarak ya da toplatarak “Yönetim istifa” diye bağırmak, bağırttırmak ne marifettir, ne de çözüm. Aksine, böyle kritik bir ortamda yönetimin istifa etmesi veya ettirilmesi gibi eylemler küme düşme ile eşanlamlı bile olabilir. Zira, dünyanın en iyi yönetimini kuracak olsanız bile, kongre gününe kadar geçen süreçte yaşanacak boşluk ve iktidarsızlık, olsa olsa Trabzonspor’un alçalma hızını arttırır, başka da bir işe yaramaz.

Kimse unutmasın ki, bu beğenmediğimiz yöneticiler, bu satırların yazarı da dahil olmak üzere, hiç kimsenin, hiçbirimizin dönemsel koşullarının elvermediği veya sorumluluk almayı kabullenmediği bir kriz döneminde ellerini taşın altına sokacak cesareti göstermişlerdir. Yani, en azından bizlerden daha az günah sahibidirler. Şu anda görevde olan kadronun ideal bir kurul olduğunu söylemek elbette zordur; ama en kötü yönetim bile yönetimsizlikten daha iyidir. Hem, onlar için de, yapılacak en kolay işin bırakıp gitmek olacağı, unutulmaması gereken bir gerçektir.

***

Sevgili Trabzonsporlular! Sizler müsterih olun; Trabzonspor küme falan düşmez. Hatta, tüm gücümüzle destek olursak, ligi iyi bir yerde bitirip kupa serüvenini de Avrupa yolunu açacak bir dereceyle tamamlayabilir. Bize düşen, üzüntüyü paylaşarak azaltmak, sevgiyi paylaşarak büyütmek ve Trabzonspor’u dayanışma içinde sırtlamaktır. Bir de, bu günlerden ders çıkartmak tabii. Yalnız… işlediği suç nedeniyle idam sephasına çıkarıldığında son sözü sorulan Temel’inki gibi değil. Bu bize bir ders olacak olmasına da, Trabzonspor ve O’nun sevgisi sonsuza kadar yaşayacak. Hem de, her geçen yıl daha yükselerek, daha çoğalarak…2002