Ameliyat Masası

Türkiye’nin En Zeki Takımı

Allah nasip ederse, epeydir bir kitap projem var. Adı “Merhaba Tele-Türkçe”. Televizyonlardaki spor spikerlerinin ana dillerinden ne derece bihaber olduklarını anlatan, hazretlerin gülünesi ve dahi ağlanası Türkçe ve genel kültür eksikliklerine yer veren “Anti-Televole” bir kitap olacak. Örneğin, bizim Campbell’ın sakatlığından söz ederken “adale kaslarında aşırı zorlanma” gibisinden bir açıklama yapan zavallı kardeşimizinki gibi…

***

Biliyorsunuz, spor spikerlerinin en kıdemlilerinden biri Orhan Ayhan’dır. Üstad yıllar önce radyodan neşredilen bir maç sırasında aynen şu cümleyi sarfetmişti: “Evet sayın dinleyenler ! Fenerbahçe on bir Adana Demirspor on bir.” Sonra da hatasını anlayıp güya düzeltmişti. “Tabii ki bu sahadaki oyuncuların sayısı. Maç 1-1 devam ediyor !..”

***

İşte bu Orhan Ayhan beyefendi, son zamanlarda, doğru haberciliği ilke edinmiş (!) bir spor gazetesinin bir köşesinde kendince yazılar yazıyor. Bu perşembe günü de her Türk gibi O’nun da bizim Abdullah ile ilgileneceği tutmuş. Trabzonspor yönetim kurulundaki bazı isimlerin Polonya’da kırmızı kart gören Abdullah’ın satılmasını istediklerini yazmış ve Trabzonsporluların akıllarının başlarına gelmesi yani Abdullah’ın Trabzon’da oynamak istemediğini anlamaları için ille de beş gol yemelerinin mi gerektiği gibisinden bir iğleneme örneği sergilemiş.

***

Şimdi size soruyorum. Bizlerin bu yazısından dolayı Orhan Ayhan’a bir şey deme hakkımız var mı ? Yok, kesinlikle yok. Çünkü biz, yöneticisiyle, spor yazarıyla, taraftarıyla Abdullah’a herkesten önce yüklenmişiz. Çocuğu baş suçlu ilan edip yerin dibine sokmuşuz. Hem de yıldızın karaborsaya düştüğü bir ortamda. Tamam, Abdullah Trabzonspor’dan büyük değil ; ama Trabzonspor’un Abdullah’a çok ihtiyacı var. Elimizdekilerin kıymetini bilmeyi ve onlardan faydalanmayı öğrenelim artık…

***

Sadece Abdullah’la bitse yine iyi. Şu Vugrinec’i bile beğendiremedik bazılarına. Yavrucak oynadığı her maçta kendini paralayıp durdu, yine de bize yaranamadı. Sahanın en iyisi olduğu Gaziantep maçında penaltı kaçırdı diye yollanması gerektiğini yazanlar oldu. Krakow’da insanüstü bir gol attı, o da hezimetin gürültüsünde kayboldu. Nihayet Altay maçında biraz övgü alma şansını yakalayabildi. Ben bir senedir bu Hırvat’ın önemini vurgulayıp duruyorum, kimseye anlatamıyorum. Allah Vugrinec’e zeval vermesin. O’nu eleştirenlere de akıl fikir versin…

***

Soru: “Türkiye Ligi’nin en zeki ve yetenekli takımı hangisi ?”

Yanıt: “Trabzonspor. Çünkü Avrupa’da gördüğünü Türkiye’ye döner dönmez uygulayabiliyor …”

***

Bir yandan yukarıdaki bilmeceyi tam anlayamayanlara ipucu vereyim, bir yandan da geçmiş Altay bayramınızı kutlayayım. İzmirliler sağolsunlar, beşle başlayan bir kabustan yine beşle çıkmamıza vesile oldular. Onlara ne kadar teşekkür etsek azdır. Üstüne iki de oyuncu verdiler. Bir de Trabzon’dan ayrılmak isteyen Nihat kardeşimize kucak açarak çocuğun mutlu olmasını sağlamazlarmı. Ne diyelim, “Allah ne Murat’ları varsa bize versin !..”

***

Biz de yazı mı yazıyoruz, dua kitabı mı hazırlıyoruz belli değil yani. Her paragrafta bir dilekte bulunduk bu hafta. “Trabzonspor’un işi artık Allah’a kaldı” diyenler haklılar mı ne ?..

***

Son olarak Gordon hocamla bir “dar alanda kısa pas çalışması” yapayım. Hani gazeteler Murat ve Ünsal’ın transferlerinden sonra “Milne yönetimin kendisinin bilgisi dışında transfer ettiği oyunculara sıcak bakmıyor, kadroya almıyor” diye yazdılar ya. Gordon hocam bu konuda hiç tereddüt etmesin. Yönetimin seçtiği oyuncular da en az kendi ısrarıyla alınanlar kadar yetersiz gibi geliyor bana. Koysun Feti’yi Recep’in yanına. Rahat rahat otursun kulübesinde. Her maç üç golü garanti !..

***

Not: Neredeyse iki yıldır bu köşeyi hazırlıyorum ; bugüne kadar hiç “not” yazmamışım. Meğer ne zevkli şeymiş. Pardon notum ne mi ? Haa ! Kısmetse, Bursa maçında yine Avni Aker’de olacağım. Maçı da güzelce bir yazarım hani. Pazar sabahı erken kalkın, bayinizde Karadeniz kalmayabilir…