Ameliyat Masası

Panik Yok, Yazar Geri Döndü

Farkedildiği üzere yine bir süredir kayıptım. Bu nedenle gazetelerinin sondan üçüncü sayfasını açan okuyucularımız “Aradığınız yazara şu an ulaşılamıyor. Lütfen daha sonra tekrar deneyiniz” uyarısı ile karşılaştılar. İşin doğrusu, aradığınız yazar da bir arayış içindeydi, yazmaya zaman ayıramadı.

***

Herkes Dünya Kupası için Fransa’ya giderken bendeniz Avrupa Cerrahi Kongresi için Budapeşte’ye gittim. Bilenler bilir, ilginç şehir vallahi. Bir taraf Peşte öte taraf Buda, ortada Tuna. Aynı bizim Çanakkale Boğazı gibi. Hani bir tarafı Çanak, diğer tarafı Kale ya…

***

Ben haftalardır yazamadım da Trabzonspor’da bir gelişme oldu mu sanki ? Eski tas eski hamam, eskisinden daha eksik bir kadro. Oysa ne vaatler dinlemiştik anlı şanlı yöneticilerimizden. Boşa dememiş büyüklerimiz “Söz uçar, yazı kalır” diye. Ben niye yazıyorum sanıyorsunuz ?..

***

Trabzonspor cephesinde bir değişiklik yok derken biraz haksızlık ediyoruz belki de. Şili’den kaleci getirip masaya oturtma başarısını gösterdi bu yönetim. Ankara’daki Trabzonsporlular aradılar olayı duyunca. “Doktor bey, sizin çevreniz geniştir. Şilili dostlarınıza şu kalecinin durumunu bir sorsanız” dediler. Ben de bozuntuya veremedim tabii. Şilili dostum yok ama, bir asker arkadaşım var Şile’de pansiyon işleten. Aradım çocuğu, “Bir harf için beni camiaya kepaze etme, şu Tapia nasıl kaleci söyle bakalım ?” dedim. “İyi olmasına iyi de, Makedonyalı bir kaleci var, siz onu alın” demez mi ?..

***

O zaman anladım ki, Makedon kaleciyi Gordon Milne’den başka tanıyan bir insanoğlu da var bu gezegende. “Alalım anasını satayım” dedim, “Anasının satışından aldığımız parayı oğluna veririz, bedavaya kaleci sahibi oluruz. Nasılsa birini satıp ötekinin transfer ücretini ödemeyi adet haline getirmişiz.”. Hem maksat Metin Aktaş gibi bir büyük yıldız adayının önünü kesmek değil mi ? Alalım gitsin, keselim bitsin.

***

Aslında bizim kulüp bu transfer sezonunda bir devrim yaptı resmen. Kendi on birindeki yıldızları satıp İstanbul kulüplerinin kadro dışı bıraktığı orta ve ileri yaşlı oyuncuları toplama cihetine gitti. Galatasaray’dan Feti (Fethi bile değil), Beşiktaş’tan Recep. Fener’den de 3 ay sahalardan uzak kalacak Halil İbrahim’i alabilirsek bu iş tamamdır namerdim.

***

Yönetim kurulumuzun bu yılki yeniliklerinden bir başkası “maç başına transfer ücreti” idi malumunuz. Bu işe en çok sevinen de kıdemli spor yazarı bir hemşehrimiz olmuştu. Takımımızın sakatlıktan çok çeken elemanlarından biri sezon başında yine sakatlanınca bu ağabeyim ne düşündü acaba ? Ben kendisini buradan uyarayım, yönetim kendi koyduğu kuralı biraz yumuşatmayı planlıyormuş. Sadece maç başına değil, düz koşu başına da prim verilecekmiş. Ben söyleyenlerin yalancısıyım…

***

Transfer mevsimi, mevsim normallerinin altında bir derecede süredursun lig de yaklaşıyor bir yandan. Kimimiz “Yıldızlar satılmamalı” dedik, kimimiz ise “Kalenin bedenleri, koy verin gidenleri” türküsünü söyledik. Ne olduysa oldu, bir kadro kuruldu. Artık bize düşen eldeki malzemeye tam destek vermektir. Ligi kaçıncı bitirirse bitirsin Trabzonspor bizim “birinci ve tek” takımımızdır…18.7.1998