Yıldızları Görebilmek
Uzun zaman sonra, Avni Aker’de bir büyük maç seyrettim ve taraftara hayran kaldım. Tıklım tıklım tribünler ve çoşkulu bir koro. Taraftar, ilk kez takımı aştı. Bravo doğrusu!..
***
Ancak maç öncesindeki tezahürat maçın başlama düdüğüyle yerini yine suskunluğa bıraktı. Yanımdaki misafirlerim, bu durumun nedenini sordular. “Trabzonluların futbola çok büyük saygısı vardır” dedim, “Futbol konuşunca biz susarız!..”
***
Bizim çocuklar, kupa maçındaki kötü oyunlarına mazeret olarak, lige konsantre olmalarını göstermişlerdi. Ancak lig maçında da iyi bir sonuç alamayınca aklıma bir dizi soru geldi: “Biz lige konsantre olduysak neden lig maçını kazanamadık? Onlar kupaya konsantre oldularsa neden lig maçında yenilmediler? Yoksa onlar, iki maça birden konsantre olacak bir kapasiteye mi sahiptiler?” Tüm beynimle bu sorulara konsantre oluyorum, lakin yine de yanıtları bulamıyorum…
***
Bakmayın siz eloğlunun “Umut bir yöntem olamaz” diye kitap yazdığına. Umutsuzluk bir çözüm olabilir mi sanki? Lig maçı artık geride kaldı; şimdi önümüzdeki kupa maçında tur atlamanın yollarını aramalıyız. Unutmayalım… Günbatımını kaçırdık diye ağlarsak yıldızları da göremeyiz.
***
Fenerbahçe maçından çıkan en önemli sonuç nedir? Bence, yıldızlarımıza sahip çıkma zorunluğudur. İşte, PAF Takımı’ndan alınıp Tolunay’ın yerine sahaya sürülen Hüseyin, işte yok edilmeye çalışılan Tolunay. Hüseyin geleceğin yıldızı, Tolunay ise bugünün. Ve şampiyonluk kazanılacaksa, bu ancak bugünün yıldızları ile olacak. Gerisi, en kibar tabiri ile, fantezi…
***
Abdullah’ın Van’da gördüğü ikinci sarı kart, “kulüp yararına” olarak değerlendirilmiş ve cezaya gerek duyulmamıştı. O zaman işi karıştırmamak için “Peki ilk sarı kart kimin yararınaydı?” diye sormamıştık. Şimdi GM Sümer “Üç sarı kart durumu devam eden Abdullah ya Antalya’da da kart görürse” diye sarı sarı düşünüyor. Tarih tekerrürden ibaret, futbol ise tefekkürden…
***
Duyduğuma göre, taraftarlar yeni transfer nedeniyle yönetimi kutluyorlarmış. Diyorlarmış ki, “Yönetim, tartışılmayacak bir oyuncu alacağız, şeklindeki sözünü tuttu. Yeni yabancımızı ne kimse tanıyor, ne de milli takımda oynuyor. Böyle bir futbolcuyu tartışmaya bile değmez!..”
***
Değerli Trabzonsporlular!.. Nijerya Milli Takımı’nın Türkiye’deki yıldızlarının ve bizzat Teknik Direktör Militunoviç’in bizim Nijeryalı Shaaka’yı tanımamaları, sizlerin moralini bozmasın. Shaaka’yı tanıyan biri mutlaka vardır. En azından bizim GM Sümer tanıyordur. Hep demiyor muydu, “Ben tanımadığım yabancıyı almam” diye?..
***
Bizim gibi, Trabzon’dan uzakta yaşayan insanların memleketi için hissettiklerini kelimelerle anlatabilmek ne mümkün. İnsanım, denizim, yeşilim, Akçaabat köftem, peynirli pidem, Trabzon Lisem, Avni Aker’im, Trabzonspor’um. 1980 yılının sonbaharında, her sezon şampiyon olunan dönemde ayrıldığım şehrime her gelişimde büyük bir mutluluk, her ayrılışımda ise tarifsiz bir burukluk duyuyorum. Bana ne ya, bana ne işte! Ben 12 Eylül öncesine dönmek istiyorum….