Bumerang
Atv ekranındaki “Aliler Zirvesi”nde, M.Ali Yılmaz ile Ali Şen’i telefonun tellerinde buluşturan Ali Kırca’nın son sözleri uzlaşma ve dostluk adınaydı: “Bu ne ilk maç ne de son maç”. Orası öyle tabii. Benim korktuğum cümle ise şu: “Bu ne ilk taş , ne de son taş…”
***
Evimizin kapısını açık bırakıyoruz; sonra kimimiz hırsıza kızıyoruz, kimimiz ise hırsızlığı inkar ediyoruz. Fener’le oynadığımız lig maçını, Avni Aker’in yeni kapalı tribününden izlemiştim. Ortalık muhtelif ebad ve evsafta taş, tuğla ve kalas ile doluydu. Hatta koca koca variller vardı. Gerisi artık bazı vatandaşların adele gücüne ve fantezilerine kalmıştı. Seç seç at!..
***
Bu tip olaylar her stadda oluyor şüphesiz. Bir toplumun genel eğitim düzeyi ne olursa olsun, içinden mutlaka birkaç kontrolsüz insan çıkacaktır. Marifet o kontrolsüz insanları cephanesiz kılabilmektir. Diyorum ki, yeni tribünü şantiye görünümünden kurtarmakta biraz geç mi kaldık ne?
***
Otto Bariç’in Florance Nightingale Hastanesi’ndeki muayenesinin tv kanallarına yansıması tam bir komediydi. Anti-Fener Show TV, herhangi bir travma bulgusuna rastlanmadığını, hastane koordinatörünün ağzından duyururken, Fenerbahçe aşığı atv, Bariç’in kaburgasında ezilmeden söz etti. Tam Türkiye’ye, tam televizyonculuğumuza, tam futbolumuza yakışan bir tabloydu doğrusu…
***
İnanış o ki, Allah, Havva’yı Adem’in kaburga kemiğinden yarattı. Şimdi düşünüyorum da, Ali Şen’in fanatik Fenerbahçeliler üzerindeki tanrısal (!) etkisi boşa değilmiş. Hazret’in, Bariç’in kaburgasından yarattığı vukuata baksanıza!..
***
Bilen bilir, ben bu Ali Şen’den biraz korkarım. Şimdi tutar “Ankara’da bir Trabzonlu var. Her hafta taş atıp duruyor. Bu nedenle, Trabzonspor’un her hafta hükmen mağlup sayılması gerekir” falan der!..
***
Burası ciddi… Fenerbahçe maçından üç gün önceki Antalyaspor karşılaşmasında Abdullah’a gelen taşı düşünerek “Biz bilmiyor muyduk yani, Abdullah’ı sedyeye koyup mağlup sürdürdüğümüz bir maçtan kaçmayı?” demek mümkün. Ama bu, kime ne kazandırır ki? Lamı cimi yok, futbola ayıp oldu. Şimdi…Taşı yiyene, abartmış olsa bile, iki kelime borcumuz var: “Geçmiş olsun”. Ve, taşı atana bir çift sözümüz: “Hemşehrim, o attığın taş gibi görünse de aslında bir bumerangdı. Bariç’e şöyle bir dokundu; ama Trabzon’u fena vurdu.”
***
Peki.. Fenerbahçe’yi yıllardır yönetenler, böyle olayların olmaması için neler yaptılar? Koca bir hiç! Hep ve sadece tansiyonu yükseltmeye çalıştılar. Ve o tansiyon sonuçta kendilerine zarar verdi. Yani… Herkesin bumerangı kendine!..
***
Antalyaspor maçında, Cine5 kamerası, tribündeki genç bir çifti yakaladı. Delikanlının, yanındaki genç bayana sürekli el ense çektiği sahnelerin uzun süre ekranda kalması üzerine bizim Temel’lerden biri dayanamadı: “Amigosu Tecavüzcü Coşkun olan takımın taraftarı da böyle olur işte!..”
***
Yine bir şubat ayı, yine bir Beşiktaş maçı. Şubat ayında Beşiktaş’la oynamamızı gerektiren bir fikstüre kim avantajlı derse yanılır azizim. Cine5’in tanıtım bandında bile bir muzırlık var. Hami diyor ki: “İnşallah puan alırız”. Ne desin garibim? İstatistikler ortada; maç da.
***
Ben, yine de çok ümitliyim. Zira şubat randevumuz bu kez Avni Aker’de. Üstelik Beşiktaş ciddi şekilde eksik. Şeytanın bacağını bu cumartesi kırmalıyız. Ancak… Taşla değil haa!..