Ameliyat Masası

Yanlış Yerde(n) Beklersiniz, Daha Çok Beklersiniz

Nicedir böyle olmasından korkuyordum, sonunda oldu. Başkan, lafını, sözünü öyle sık değiştirdi, öyle bir karıştırdı ki; “başkan üzmez” yazarlar en nihayetinde ne yazacaklarını şaşırdılar, bir kez daha kendi içlerinde tezata düştüler.

Bulak gidecek mi, kalacak mı; gitmeli mi, kalmalı mı? İşte size son yılların, yanıtlanması en zor sorusu. Bu zorluğa, bir de başkan Yılmaz’ın, her hafta niteliği ve şiddeti değişen açıklamalarını ekleyin, sonra gelin işin içinden çıkın.

Çıkamadılar tabii. Kafalar karıştı, kalemler dolaştı, hesap şaştı. Çıkamazlardı zaten. Evrensel bir kuraldı çünkü. Belki acımasızdı, ama öyleydi: Kendi fikri olmayan insanlar hiçbir sorunun altından kalkamaz, hiçbir işin içinden çıkamazdı. Hatta gün gelir, insan içine çıkamazdı.

Başkan, Bulak’a destek verdikçe onlar da verdiler. Başkan fikir değiştirip ters tarafa üfleyince bu kez rüzgar tersine döndü haliyle, onlar da döndüler. Saha sonuçlarını kullanıp her türlü olumsuzluğu Bulak’ın sırtına vurdular. Korkaklıkla suçladılar, gül gibi kadroyu kullanamadığını söylediler. Kısmen öyleydi de, lakin dedim ya, onların öz fikirleri değildi.

Dört yıl içinde ne günlere düştüğümüzü bir kez daha yüzümüze vuran Galatasaray maçı ve sonrası, ipin kopuşuna şahitlik etti. Uzun süredir, Bulak hakkındaki sorulara birbirine zıt açıklamalar yapan Başkan Yılmaz, bu kez iyiden iyiye karmaşaya düşmüştü. Stad kapısında ayrı, uçak kabininde ayrı; televizyon stüdyosunda farklı, telefon ahizesinde farklı açıklamalar yapınca, hepimiz bir tuhaf olduk. Lakin, “başkan üzmez” yazarların durumu herkesten beterdi.

Yani olay öyle bir yere vardı ki, söz konusu yazarların Bulak konusundaki yazılarını kesip ardı ardına sıralasak, yolun başına “keskin virajlar” işaretini koymamak olmazdı. Aslında onlar da haklıydı. Başkanın düşünceleri o kadar hızlı değişiyordu ki, benim bile aklım karışabilirdi; eğer “kendi fikrim” olmasaydı!

Şurası kesin ki, tüm felsefesini bir kişiyi memnun etmek üzerine kuran bir yazarın işi çok zordur. Hep baskı altındadır, hep o kişiyi takip etmek zorundadır. Hiçbir kelimesini kaçırma hakkkına sahip değildir; zira bir kaçırırsa, bir ömürlük emeğin (!) ziyan olması riski mevcuttur. Velev ki, işler yolunda gitti de hiç kelime atlamadı; toplum, elinde “yalaka” yaftası hazır beklemektedir. Bu, şüphesiz beter bir sıfattır. Lakin daha beteri de vardır ki, o da “yalama” olmaktır. Yani, kayıtsız şartsız desteklemeye yemin içtiği kişinin değişen beyanları sonucunda, her yazısında kendi kendine ters düşme halidir.

Sevgili Trabzonsporlular! Giray Bulak, Trabzonspor için ne sorundur, ne de çaredir. O, sadece bir teknik adam, sadece bir hemşehrimizdir. Bunca yılın günahını, yozlaşmasını genç bir teknik adamın sırtına yüklemek de insafsızlıktır. Elbette hataları, eksikleri, sivrilikleri ve hatta sevimsizlikleri olacaktır. Ancak bunların hepsini düzeltmesi bile Trabzonspor’un düzlüğe çıkmasına yetmeyecektir.

Trabzonspor’un sorunu sistemsizlik, ilkesizlik, liyâkatsızlık, samimiyetsizliktir. Önünüzde bir seçimli kongre varken, yönetim tarzını, yönetim kuruluna seçilecek kişileri, yönetime gelecek zihniyeti sorgulamak yerine, işin kolayına kaçıp teknik adamla uğraşırsanız hata yaparsınız. Dikkati teknik adamın üzerine çekip kendini ve günü kurtarmak gayretindeki insanların tuzağına düşersiniz. Son dört yılın “tek adam”ından hesap soramayıp yedinci teknik adamını hırpalamaya kalkarsanız gülünç olursunuz. Kendiniz zorluklardan kaçarken Giray hocadan bütün yükü sırtlamasını isterseniz haksızlık edersiniz. Bunca olumsuzluğu, bir Bulak’ın düzeltmesini beklerseniz boşa zaman kaybedersiniz. Böyle boş boş beklerseniz, daha çok beklersiniz!.. 24 Aralık 2000