Ameliyat Masası

Son Kalemiz de Düştü

İşte bunu hiç beklemiyordum. Bir gün gelip de artık birinci durumda bulunduğumuz tek dal olan “camia içi kavga”da bile şampiyonluğun elimizden uçacağını hiç tahmin etmiyordum. Lakin, üç büyüklerin en büyüğü, şampiyonlar şampiyonu Galatasaray ne yaptı ne etti, o konuda da birinciliği eline geçiriverdi.

Gerçi medya her zaman ve her yerde yaptığı gibi onlara çok destek verdi. Geçen pazar geceki spor programlarının önemli bir bölümü, çarşamba akşamının amacı belli-belirsiz (!) komedisi “Futbol mahkemesi” Galatasaray’a bu dalda da bir kupa kazandırmak için ellerinden geleni yaptı. Ancak ben yine de açık ara önde bulunduğumuz bir dalda şampiyonluğu bu kadar kolay kaptıracağımızı sanmıyordum.

Allah biliyor ya; iç savaşta bizi zorlayacak tek kulüp Fenerbahçe gibi görünüyordu hep bana. Zaten Gençlerbirliği hezimeti ile dalgalanan sarı kanaryaların belirgin bir çıkışı olmuştu; ama Cim-Bom beklenmedik bir atak yaptı ve hepimize fark attı.

***

İnsanın aklı almıyor hani. Sen son dört yılda sağda solda, yurt içinde yurt dışında, hatta bit pazarında ne kadar kupa, kap-kacak varsa hepsini toplayacaksın; ama yine de bir iç savaş çukuruna düşeceksin. Futbolcuların giyimiyle kuşamıyla, her türlü iletişim becerisiyle nicedir değil Türkiye’ye, tüm dünyaya örnek olacak; buna karşılık efsane teknik direktörün ile yöneticilerin birbirine girecek, cümle alemin diline düşecek. Bu iş aristokratlıkla falan da olmuyormuş demek ki.

***

Ne bileyim, belki de ben yanılıyorumdur, işin normali budur. Öyle ya, bizim elimizde yok avucumuzda yok; kalkmış kavgayla uğraşıyoruz. Hiçbir şeyimiz kalmamış ki, neyin kavgasını yapıyoruz, neyi paylaşamıyoruz? Oysa Galatasaray öyle mi? Eldeki hazine, ortadaki miras öylesine büyük ki, bölüşmekte güçlük çekmeleri pek doğal.

Hem Cim-Bom camiasında kavgada katalizör rolü üstlenecek bir sürü üstad mevcut. Hele bir Hıncal Uluç Hazretleri var ki, hem Orhan Kaynar’ın hem de Mehmet Tan’ın tarzını aynı bünyede muhafaza etmek gibi korkunç bir yeteneğe sahip. Sonra, bıyıkları yazılarından daha sivri bir Osman Tanburacı var. Ona da hiç bir şeyi beğendirmek mümkün değil. Ayrıca Turgay Şeren büyüğümüz var ki, her şeyi biliyor. Sadece seyrettiği pek maçı anlayamıyor ki, o kadar kusur kadı yazarında da olur.

***

Gördünüz işte Fatih Terim’in tv marifetiyle yaptığı açıklamaları. Bizim Özkan Sümer’in suçlamaları solda sıfır kalır yani. Adam “Savarona yatı” diyor, “Monaco Prensi” diyor ki, bizim dilimiz bile dönmez. Galatasaray işte, asil kulüp, görmüş geçirmişler camiası. Eski hocası Floransa’dan sallıyor, bizim eski GM ise Maçka’daki alabalık tesislerinden. Özkan hocanın son on yılda Trabzonspor adına aldığı galibiyet sayısı, Fatih hocanın dört yılda aldığı kupa sayısına ulaşmıyor. Aradaki farka bakın da anlayın artık.

***

Biz iki aydır Lange’yi tartışıyoruz, formlu mu formsuz mu, diye. Buna karşılık Galatasaraylıların zoruna bak. Portekiz’de yıllarca gol krallığını kimseye bırakmayan, sarı-kırmızı forma altında da sadece birkaç maçta bir araba dolusu gol atıp süper kupayı kazandıran Jardel’i çekiştiriyorlar. Söyleyin Allah aşkına! Bu, şımarıklık değildir de nedir?

Samimi söylüyorum bu hafta Samsun’da kaybedilen puanlara, bu “camia içi kavga” dalındaki beklenmeyen gelişme kadar üzülmedim. Yılların emeği, bir gelenek, bir ekol silindi gitti. Eski yönetim-yeni yönetim, divan başkanı-onursal başkan, spor-yazarı-skor yazarı, biletli taraftar-beleşci seyirci, yerlinin yerlisi-yabancının zencisi… Bunca insanın dört yıllık emeği bir haftada yok oldu, bitti. Elimizde son bir oyuncağımız kalmıştı, onu da kaybettik. Yazık ki, ne yazık!