Ameliyat Masası

Ben Her Şeye İnanırım

Yazılı ve görsel medyada birden moda hale gelip olur olmaz kullanılmaya başlanan ve birçoğu yabancı kaynaklı olan kelimeler ve deyimler benim şu fani dünyadaki en büyük eğlence kaynaklarım arasındadır. Benim hatırladığım kadarıyla, konunun spor sayfalarındaki ilk örneği “stres” kelimesidir. Güzel Türkçe’mize, İngilizce’den ithal edilen ve “sıkıntı, baskı” anlamına gelen bu kelimenin o dildeki yazılışında iki “s” harfi peş peşedir. Ancak gümrük vergisini ve ithalat harcını düşürmek ve böylece kelimeden dar gelirli toplum katmanlarının da yararlanabilmesini sağlamak amacıyla sondaki “s”lerden biri iptal edilmiştir.

Yaklaşık yirmi yıl önceydi. Hepinizin tanıdığı kerli ferli spor yazarları yazılarında “stres” kelimesini kullanabilmek için öyle numaralar yaparlardı, yazılarını öyle şekillere sokarlardı ki, şaşırırdık. Aslında onlar da haklıydı; zira seksenli yılların ilk yarısında gazetelerin spor müdürleri, içinde “stres” kelimesi geçmeyen yazıları sayfaya koymazlar, yazarlarına geri gönderirlerdi. Ki, bu durum yazarlarda büyük “stres” yaratırdı.

***

Aradan geçen zaman zarfında ve bir yüzyıl ile bir binyılın eşzamanlı dönemecinde medya cephesinde pek bir değişiklik olmadı. Yani, anlayış olarak, demek istiyorum. Yoksa “stres”in papucu çoktan dama atıldı; ortaya “şok”, “çarpıcı”, “süper”, “mega”, “bazında”, “mentalite” gibi bir dolu yeni kelime çıktı. Bunların ortak özelliği ise çoğunlukla yazı içinde yanlış yerde ve anlamı dışında kullanılmalarıydı. Son iki yıldır çok revaçta olan bir başka kelime de “inanılmaz” idi ; ancak bu genellikle doğru yerde, anlamına uygun vurgulama ile ve fakat mantıksız olarak yazılara, söylemlere iliştiriliyordu.

Mesela, “İnanılmaz derecede boş kaldı.” şeklinde bir cümle kuran yazar ya da maç anlatıcısı, aslında sadece ceza alanının bir köşesinde topla buluştuğu anda beş metre kadar yakınında hiç rakip oyuncu olmayan bir hücum elemanının pozisyonunu tanımlıyordu. Bir futbolcunun bu denli rahat bırakılması elbette bir savunma hatasına işaret ediyordu; ancak şüphesiz, “inanılmaz” falan değildi. Zira, ortalama bir futbol sahası 4000-5000 metre kare genişliğinde olup yalnızca 15 metre karelik bir dairenin ortasında boş kalan bir oyuncunun durumu bal gibi “inanılır” nitelikteydi.

***

Yerim geniş ama vaktim dar. Bu nedenle örnekleri çoğaltmadan şunu diyeceğim ki, ben neredeyse her şeye inanırım. Bu evrende hemen hiçbir şey bana “inanılmaz” gelmez. Benim gözümde mucize falan yoktur. İnanmak, tasarlamak, planlamak ve çalışmak vardır. Bazıları için zincirin son halkası biraz ağır gelse de hiç değilse ilk üçü sabittir. Dün çok fakir olan bir insanın bugün çok zengin olması gayet doğaldır, çünkü sadece bir kolonluk “Sayısal Loto” faaliyetine bağlıdır. Garibim, bu şans oyunundan zengin olmayı hayal etmiş, tasarlamış, inanmış ve oynamıştır. İnanılmaz bir şey varsa, o da bir adamın hiç loto oynamadan en büyük ikramiyeyi kazanmasıdır. Ya da ne bileyim, bir vatandaşın “Kim 500 milyar ister” yarışmasında 2 trilyon kazanması gerçekten benim için inanılmazdır.

***

Bu durum, sporda da böyledir. Her karşılaşmada, her sonuç “inanılabilir”, yani “beklenir”dir. Takım oyunlarında her zaman büyük balık küçük balığı yutamaz, favoriler de sık olmasa bile bazen kaybeder. Bugün toprak sahada çamurla boğuşurken gördüğümüz minik çocuk, yarın çok büyük bir yıldız olabilir. En azından olmayı hayal eder; nihayetinde olabilir ya da olamaz. Ancak yıldız olması da, olamaması da “inanılır” gelişmelerdir. Buna karşılık “yedi cüceler”in iki ya da daha fazlasının NBA’de yıldız olması ise bana göre bile “inanılmaz” kategorisine girer.

***

Trabzonspor, yetmişli yıllların ikinci yarısında, daha Milli Lig’deki ikinci senesinde şampiyon olarak bir ilki gerçekleştirdi. Bu, o zamanlar bu coğrafya üzerinde yaşayan bazı futbolseverler için inanılmaz bir şeydi. Ancak Trabzonsporlu oyuncular ve Trabzon halkı şampiyonluğa çok önceden inanmışlardı. Trabzonspor tam beş kez daha lig şampiyonluğunu kazandı. Beşi üst üste olmak üzere yedi yılda altı kez Cumhurbaşkanlığı Kupası’nı aldı. Bunlar büyük başarılardı. Lakin bizim için “inanılmaz” değildi.

Son şampiyonluğun üzerinde 16 yıl geçti. Bu yıl ilk kez üniversite sınavına girecek Trabzonsporlulardan hemen hiçbiri henüz lig şampiyonluğu göremediler. Ancak bu hiç göremeyecekleri anlamına gelmiyor. Trabzonspor yine lig şampiyonu olacak. Zor ama olacak. Tasarlayacak, inananacak çalışacak ve olacak. Bunun için tüm güçlerini bir araya getirmesi, hepimizin el ele verip güçlü bir yönetim oluşturması gerekecek. Mevcut başkan Mehmet Ali Yılmaz ile kentin ve ülkenin iyi yetişmiş, görgü ve bilgi sahibi Trabzonsporlularının bir araya gelmesine gerek duyulacak. Zor olacak; ama eninde sonunda olacak. Bunca zaman zarfında, bunca kötü yönetimlere rağmen başka ciddi başkan adayı çıkmadığı için buna ihtiyaç duyulacak. Yılmaz başkanlığında bir geçiş dönemi, bir başarılı sezon daha yaşanıp muhtemelen onun huzur içinde köşesine çekildiği yeni bir çağa geçilecek. Zor olacak ama olacak. İlk bakışta “inanılmaz” gibi görünüyor ama gerçekleşecek. Öyle inanıyorum, öyle olacak !..