Ameliyat Masası

Peki Ama Kim Bunlar

Trabzonspor’un mevcut başkanının ve yöneticilerinin son haftalarda izledikleri uzlaşmacı politika gerçekten sevindirici. Gerek Trabzonspor camiasınının ve gerekse kendilerinin huzur bulabilmesi için bazı adımlar attılar ve “eski yöneticiler”e zeytin dalı uzattılar. Umarım, bu hoş gelişme, bundan sonraki sevindirici adımların bir öncüsüdür.

Benim anladığım kadarıyla mevcut yönetimin ana tedirginliği, sık sık dile getirdikleri şu şüpheden kaynaklanıyor : “Camiada başarısız olmamızı isteyenler var.” Doğrusu bu çok ciddi bir iddia. Açık söyleyeyim; benim gözümdeki, gönlümdeki, beynimdeki Trabzonsporluluk böyle bir düşünceye katiyen izin vermez. Trabzonspor’un başında ve vitrininde kimler olursa olsun, benim için değişmez arzu Trabzonspor’un başarılı olmasıdır. Aksini düşünmek ahlaki açıdan en üst düzeyde sakınca taşımasının yanında mantıkla da bağdaşmaz.

Düşünün bir kere, uçak yolculuğu yapıyorsunuz ama kaptan pilotu hiç sevmiyorsunuz. Hatta nefret ediyorsunuz. Peki o kişinin uçağı kötü kullanmasını ister misiniz? İçinizden “Şu herif uçağı düşürse keşke!” diye geçirir misiniz? Biraz aklınız varsa, hayır ! İşte Trabzonspor’daki durum da aynen böyledir, böyle olmalıdır. Hepimiz aynı camianın bireyleriyiz ve şu an baştaki insanların dibe vurması halinde hepimiz perişan oluruz.

***

Peki camia içinde gerçekten böyle insanlar var mı? Bağışlayın ama, korkarım ki olabilir. Bizim takım başarısız olunca içten içe sevinen hemşehrilerimiz var gibi. Sayıları azdır ama vardır. Şüphesiz bu durum Trabzonspor’a özgü bir şey de değildir. Her kulüpte bu tip, ilginç hırslara sahip vatandaşlar mevcuttur. Hatta aynı yönetimin içinde bile garip zıtlaşmalar yaşanabilir. Yönetici Ali bey, parayı bastırıp golcü olarak Ahmet’i transfer etmiştir ; yönetici Veli bey ise kendi imkanları ile aynı mevkiye Mehmet’i almıştır. Maç başlar, Ali beyle Veli bey şeref tribününde yan yana oturmaktadırlar. Takım Ahmet’in golüyle öne geçer, her ikisi de sevinçle havaya fırlar. Tekrar yerlerine oturduklarında ise Ali bey, Veli beye dönerek kinayeli bir tebessüm fırlatır, benim oğlan nasıl attı, gibisinden. İşte o anda, Veli bey içinden “Keşke şu maç berabere bitseydi de Ahmet gol atmasıydı” diye geçirir. Bu hep böyle olmuştur ve spor kulüpleri bu çarpık sistemle yönetildiği sürece de böyle olmaya devam edecektir.

***

Tamam, bu yönetimin başarılı olmasını istemeyenler var. Ancak konuya da bir açıklık getirmek lazım. Mevcut yönetimin başarısını istemeyen Trabzonsporlular kimlerdir, kaç kişilerdir, ne yer ne içerler, nerelerde gezerler ? Ayrıca bunların hepsinin hisleri aynı yoğunlukta olmayabilir, zamanla ve zeminle değişiklik gösterebilir. Hatta camiada bu konuda kararsız kalanlar da mevcut olabilir. Dahası, söz konusu şahısların tümü militan düzeyinde değildir, işin sempatizanı, teorisyeni vardır. Duyguları ve düşünceleri gelip gidenler, ne bileyim, bazı isteyip bazı istemeyenler vardır. Hatta içimizde öyle ilginç insanlar olabilir ki, bu yönetimin cumartesi-pazar başarısız, sair günler ise başarılı olmasını isteyebilirler.

Evet, kimlerin bu yönetimin, yani aslında Trabzonspor’un başarısız olmasını istediklerini açıklamak şart. Tabii ki, iddia sahipleri bu kişileri tam olarak tesbit edebildilerse, yani durum sadece şüpheden ibaret değilse. Yoksa çok kişi töhmet altında kalır ki, bu da çok kötü bir şeydir. İnanın bana, töhmet altında kalmak çığ altında kalmaktan daha beter bir felakettir. Çığ altında kalsanız, ölür kurtulursunuz. Lakin, bir kez töhmet altında kalmaya görün, aylarca yıllarca sürünürsünüz. Acı çekersiniz, insan içine çıkamazsınız.

Düşünün şimdi, üç Trabzonsporlu bir araya gelmişler, tatlı bir sohbet edecekler. Bu şartlar altında ne mümkün azizim. Biri ötekinden şüphe ediyor, bu adam Trabzonspor’un başarısını istemiyor, diye ; öteki ise berikinden. Haliyle, beriki de birincisinden. İnsanın içine bir kurt düşer, kemirir de kemirir. Ya da gazetenizi almışsınız, ayağınızı uzatıp akşam serinliğinde bir kıraat keyfi çekeceksiniz. Spor sayfasını açıyorsunuz ki yöneticilerinizden bir beyanat : “Camiada başarımızı istemeyenler var.” Mideniz bulanıyor biraz. Acaba bunlar kimi kastediyor, diye düşünmeye başlıyorsunuz. Hatta kendinizden bile şüphe ediyorsunuz, huzurunuz bozuluyor.

***

Şampiyonluk için üç İstanbul kulübü ile, ya da farklı bir açıdan bakıldığında UEFA Kupası’na katılabilmek için Gaziantepspor, Gençlerbirliği gibi kulüplerle mücadele etmesi gereken yönetimin ikide bir ortaya sürdüğü bu iddianın muhatapları kimlerdir? Yönetimin başarısız olmasını isteyenler bazı spor yazarları mıdır? Eski yönetici falan mıdır? Maaştan kesilen eski personel midir ? Kimdir Allah aşkına ? Hem bu bedduacıların nefesi bu kadar kuvvetli midir ki, son dört yılda görev alan yönetimler gerçekten çok başarısız olmaktadır.

***

İnsanoğlu işte, çiğ süt emmiş. Bebekken tabii. Gerçi bir kısmını kusmuş ama kusmadığı kısmı karakterini bozmaya yetmiş. Aslında size bir şey diyeyim mi; bu insan dediğimiz varlık her yerde aynı. Hani ayıptır söylemesi benim biraz cihan görmüşlüğüm vardır. Yalanım yok, tam tamına yirmi üç milletlik arkadaş portföyüne sahibim, buna Papau Yeni Gine bile dahil. Sadece Türkiye’de oluyor sandığımız birçok şey asla bize özgü değil. İnsanların sevinçleri, arzuları ve alışkanlıkları kadar hırsları, kinleri ve nefretleri bu gezegenin her noktasında neredeyse aynı.

Ara sıra çeşitli kıtalardaki arkadaşlarıma mesajlar yollayarak bir nevi kamuoyu araştırması yaparım : “Sizde de LPG eylemi oldu mu?”, “Sizin tv kanallarında da Tirvana türü diziler oynar mı?”, “Orada Çarkıfelek’in tobleronunda kim duruyor?” falan. Geçen gün de “Sizin kulüp taraftarları içinde, mevcut yönetimin başarısız olmasını isteyenler var mı?” diye soracak oldum ; meğerse tam da hassas noktaya dokunmuşum. Bizdeki durumun aynısı oralarda da tesis edilmiş, kendi takımının yenilmesini isteyen taraftarlar varmış.

***

Ha, bitirmeden. Papau Yeni Gine dedik ya. Hemen hatırladınız tabii, bir zamanların Uğur Yücel’li, Haluk Bilginer’li reklâm filmini. Reklâmda Papau Yeni Gineli rolü oynayan iki zenci gençten biri, ister inanın ister inanmayın, Trabzonsporluydu. Aradan beş sene geçti. Bugün, Trabzonlu anne-babadan Trabzon’da dünyaya gelip yine Trabzon’da büyüyen çocuklarımız bile maalesef Trabzonsporlu değil. Ne dersiniz, bunun sorumlusu da beş sene önce Trabzonspor’a son altın çağını yaşatan “eski yöneticiler” mi ?