Ameliyat Masası

Sezon Biter, Umut Bitmez

Üzerimde bir bahar yorgunluğu; öğleden sonra uyuyakalmışım. Telefonun sesiyle uyandım. Maça birlikte gideceğimiz arkadaşım, birazdan beni alacağını söylüyor. Yataktan fırlıyorum; yüzümde üç günlük sakal, üstümde bir şort, bir tişört. Acele, ama özenli bir sakal tıraşı olup takım elbisemin içine mavi gömleğimi giyiyorum, bordo kravatımı takıyorum. On dakika içinde aşağıda, arabadayım. Arkadaşım “Bu ne hal!” diyor, bu şıklık da neyin nesi? Trabzonspor’un maçı ya, diye yanıtlıyorum. Boşversene, diyor; “Yedinci sıradaki takımın maçına kravatla mı gidilirmiş. Hem sizin başkanınız bile maça kravatla gelmiyor ki.” Ah güzel kardeşim! Zaten bu takım o nedenle yedinci sırada değil mi zaten? Keşke başkanı maça gelse de kravatsız olsa, ona da razıyız.

 

Aslında maç dediğimiz de maç falan değil. Geçen seneki senaryonun aynısı. Bir zamanların azılı rakibi Ankaragücü bir yıl sonra yine elimize düşmüş, sıkıntıları had safhada. Allah yüzlerine bakıyor da maça golle başlıyorlar. Biz ise idare etmeye çalışıyoruz işte. Savunmada yılların liberosu Okan’a yine markaj görevi verilmiş. Lakin çocuğun Allah’ı var, harika oynuyor, rakibin en büyük silahı Tarık’ı sahadan siliyor. Nikolovski’yi ilk kez alıcı gözle seyrettim desem yalan olmaz. Adam tepeden tırnağa futbolcu. Çok beğendiğim oyuncuların başında gelen Osman ise beni bu kez şaşırttı. Hocası da ondan aşağı kalmayarak ikinci yarıda Osman’ı sol kanada aldı, hepimize ilginç bir deneyim yaşattı.

 

Bana göre takımın en iyisi genç Gökdeniz’di. Çok çalıştı, az hata yaptı. Hem savunmada canlıydı, hem de hücuma iyi destek verdi. Uzun süre bu kanadı kullanan Tamer ise bu kez orta sahada ve içerde oynadı. Ancak burada yetenekleri sergilemekte güçlük çekti. Onun yanında oynayan Erman ise daha iyiceydi. Bu takımın sorumluları şunu unutmamalı ki, Galatasaray için Emre ne ise bizim için de Erman o. Emre bugün Erman’ın ilerisindeyse bunun nedenlerinden biri yanında Hagi gibi bir ağabeye sahip olmasıdır. Ve işte onun içindir ki, Erman’a ağabeylik yapacak ve onu pişirecek isim olan Ünal’ın Ankaragücü formasıyla sahaya çıkması benim en büyük üzüntülerimden biridir.

 

Benim bu son maçtan çıkardığım en önemli saptama ise şu: Trabzonsporlu oyuncuların üzerinde muazzam bir negatif yük var. Bu olumsuzluğun birbirlerine ve oyuna yansımalarına engel olamıyorlar. Kimsenin yüzünde mutluluk ifadesi yok. Bunun nedenleri de çok açık. Bu camiada saygı ve sevgi eksikliği var. Güvensizlik ve tedirginlik ise tavan yapmış. Tıpkı geçen seneki gibi, tribünde bir tek Trabzonspor bayrağı olmaması bu durumun ayrı bir yansıması. Ancak bu, yine bizlerin aşması gereken bir sorun. Ben bu sorunu çözeceğimize yürekten inanıyorum. Ve bu inanç nedeniyle hala Trabzonspor’un her maçına bir şampiyonun maçına gider gibi gitmeye özen gösteriyorum. Trabzonspor’u bugünkü durumuna düşürenler bilsinler ki; benim gibiler, yaşadıkları sürece -onlara rağmen- Trabzonspor için içlerinde hep bir umut taşıyacaklardır. Ve benim gibiler sağ olduğu sürece Trabzonspor için hep bir umut varolacaktır.

22 Mayıs 2000