Ameliyat Masası

Gitmezsem Dönemem ki

Yaygın kalıpları kullanmayı sevmediğimi biliyorsunuz ; ama bugün gerçekten, bir iyi bir de kötü haberim var. Önce iyi haber: Haftalık yazılarıma ara veriyorum. Bir süre, hiçbir gazetede yazmayacağım. Herkesin gözü aydın!..

 

Aslında, yazarlığı kimsenin iyiliği için bırakmıyorum. Sadece kendimi düşünüyorum. Giderek daha iyi yazamazsam mutsuz olacağımdan korkuyorum. Yine de, sonuçta size de yarayacak. Bir süre sonra daha iyi yazılar okuma şansına sahip olacaksınız; lakin dedim ya, bir süre sonra.

 

Kongre münasebetiyle yaptığım son Trabzon ziyaretimde bir kez daha gördüm ki, Trabzonspor konulu yazı yazmak çok büyük bir sorumluluk. Hemşehrilerimiz her cümleyi son derece ciddi değerlendirip her kelimeyi ince ince didikliyorlar. Yeterli birikiminiz, ilginç fikirleriniz, kuruma katkı hevesiniz ve en önemlisi iyi niyetiniz yoksa hiç yazmamanız çok daha iyi. Hem sizin, hem de Trabzonspor’un açısından.

 

Sakın yanlış anlaşılmasın! Yazarlığa, yukarıdaki özellikleri taşımadığımı düşündüğüm için ara vermiyorum. Aksine, kendi yazılarımı çok seviyorum, dönüp dönüp defalarca okuyorum. Ve işte o öz sevgidir bana izne çıkma kararı verdiren. Dinlenmek, biriktirmek, yeniden değerlendirmek ve daha iyi şeyler üretmek için çekiliyorum kendime. Kavuşmanın tadına varabilmek, dönüşün mutluluğunu yaşayabilmek için gidiyorum bir yerde. Ha, bir de… Sıraladığım özellikleri taşımayan bazı yazarları da, hiç değilse Trabzonspor konulu, yazı yazmamak hususunda vicdan muhasebesine davet edebilirsem, ne mutlu bana!..

***

Dört yılı aşkın bir süredir Trabzonspor’u yazmaya çalışıyorum. İki ulusal, iki bölgesel ve bir yerel gazetede; ayrıca, bir yerel ve bir yaygın dergide yazdım. Hemen her konuya değindim, birçok fikri dile getirdim; ama asla kendi içimde çelişkiye düşmedim. Yazdığım gazeteleri takip ettiniz, yazılarımı beğendiniz. Bazen de şikayet ettiniz, çok uzun yazıyorsun, diye. Belki haklıydınız da. Ancak bu köşedeki yazılar sadece bir spor yazısı değildi, fıkra da değildi asla. Uzun uzun hasbihaldi, derinlemesine sohbetti; seminerdi, konferanstı hatta. Trabzonspor üzerine ders notlarıydı. Okunmalı, anlaşılmalı ve dahi anlatılmalıydı bence.

***

Elimde bir resim sergisi davetiyesi var. Şunlar yazılmış üzerine: “Her insan kendisi için bir derstir. Bildiklerimizi söylemek değil, kendimizi öğrenmek gerekiyor. Başkalarına değil, aslında kendimize ders veriyoruz.”

 

Ben, Trabzonspor üzerine dersleri kendi kendime verdim aslında. Bildiklerimi, düşündüklerimi, çözümlediklerimi kendi kendime tekrarlayıp özümlemek istedim iyice. Ve arzu ettim ki, tekrar tekrar kendime öğrettiklerimi, bellettiklerimi sizlerle de paylaşayım yazı marifetiyle. Eksik olmayın, paylaştık, hep birlikte yararlandık.

***

Kongre salonunda birçok hemşehrimizden iltifat gördüm, teşekkür aldım. Gördüm ki, yazılarım, sözlerim beni aşmış, bana dönmüş. Bunun nasıl bir mutluluk olduğunu ben bile yazıya dökemem. Lakin bir noktayı atlamamak lâzım: İyi şeyler söylemek ya da iyi şeyler yazmak elbette önemlidir, ancak aslolan iyi şeyler yapabilmektir. Ve kendini iyi şeyler yapmaya tam hazır hissettiğinde görevden kaçmamaktır.

Durun, telaşlanmayın! Kötü haber, yakında görev kabul etmeye niyetlenmem değil. Daha beter, daha beter! Dört yıllık yazılarımdan seçmeleri kitap haline getiriyorum. Önsözünü, Zeki Çol yazacak; adı da, “Özelde Trabzonspor, Genelde Futbol” olacak. Okusanız bir türlü, okumasanız öbür türlü. Neyse, ok yaydan çıktı bir kere. İdare edeceksiniz artık. Hem siz, başınıza geleni çekmeye alışıksınız nasılsa!..