Öyle Mutluydum ki Anayurdumda
Müezzinin çocuğunu, sabah ezanının büyülü melodisi; demiryolcununkini, vagonların raylarla gürültülü valsi uyandırmaz uykusundan. Onlar, o seslere alışıktır zira. O seslerle büyümüşler, kulaklarını ve beyinlerindeki işitme merkezlerini bu alışılmış uyaranlara duyarsız hale getirmişlerdir, mecburen… Hiç şüpheniz olmasın, bugünün minik Trabzonsporlularını da aynı evrim beklemektedir. Nice şampiyonluğun, sayısını bir anda hatırlayamadığımız kadar kupanın yarattığı güzelliklerle serpilen bizlerin aksine; onlar hep başarısızlığa, hep iç çekişmeye, hep çirkinliklere maruz kalarak büyümek zorundadırlar çünkü…
Trabzonspor adına yaşanan olumsuzluklar onların yaşamlarının doğal bir ögesidir nihayetinde. Yenilgiler, hezimetler, acılar yarının Trabzonsporlularını uyarmayacak, uyandırmayacaktır. Görecekler, ama algılayamayacaklar birçok yanlışlığı; yaşayacaklar, lakin hissedemeyeceklerdir nice acıları. Ve çok muhtemeldir ki, çözemeyeceklerdir hiçbir şeyi…
***
Gün gelecek, artık giderek daha düşük bir ivme ile Trabzonsporluluk kervanına katılan çocuklarımız, ya başka spor kulüplerine, bugünkünden de yoğun bir sempati duymaya başlayacaklar, ya da en azından, Trabzonspor’daki olumsuzluklara tümden duyarsız bir kuru kalabalık oluşturacaklardır. Bu satırların yazarının, “Sonunda iyi bir kadro yakaladık, ligin zirvesini zorlarız, ikinci yarıda Sergen ve Oktay’ın eklenmesiyle, bir de Yançev’in katkısıyla çok daha iyi olacağız.” gibi, günlük, haftalık hesaplara, cilalanmış umutlara hiç rağbet etmemesi de işte tam bundandır.
Yazar bilir ki, Trabzonspor’un doğru bir yapılanmaya gitmek ve işler bir sistem kurmak için süresi kısıtlıdır. Trabzonspor’un güzel günlerini, altın çağını bizzat ve bilinçli olarak yaşayanlar göçüp gittikçe, bu camianın düzelme şansı da tükenecektir. Bugünkü kargaşadan ve seviyesizlikten sadece bir zamanlar doğruyu, iyiyi, güzeli ve başarıyı yaşamış olanlar ciddi şekilde rahatsız olacaklardır. Onlar, başarısızlığı ve çirkinlikleri asla kanıksamamışlardır ve son nefeslerini de kanıksamadan vereceklerdir. Oysa bugünkü genç Trabzonsporlular?..
***
“İnsanın anayurdu, çocukluğudur.” demiş düşünür. Benim anavatanımda nice güzellikler vardı. Sevgi, saygı, birliktelik, samimiyet, tevazu bir araya gelir, “başarı”yı oluştururlardı sık sık. Kimsenin, Voltran’ı oluşturmak, He-Man kadar güç elde etmek, Pokemonlar gibi her halta maydanoz olmak gibi bir kaygısı ya da çabası yoktu. Buna karşılık, biz birbirimizi sevip destekledikçe, her şeyin en güzeli en değerlisi de bize nasip edilirdi bir şekilde.
***
Bizim, ham hayallerden, kısır çekişmelerden, ilahlaştırılmış isimlerden ne beklentimiz olabilir ki? Ya da kişilere bağlı kalarak, şahıslarla uğraşarak nereye varabiliriz ki? Bizim hesabımız zamanla. O’na karşı bir şey yapmak, hemen yapmak zorundayız. İyiyi, doğruyu görmüş ve henüz unutacak kadar yaşlanmamışken, çocuklarımıza iyiye ve doğruya nasıl ulaşılabileceğini bir daha, en az bir kez daha göstermeliyiz.
Tüm bir kuşağı boş geçmek, her şeyi sıfırlamak demektir bana göre. Budur benim asıl korkum. Bir nesil boyunca güzelliksiz kalmak, güzeli hatırlayabilecek son kişiyi de sonsuzluğa uğurlamak, artık güzeli görse bile tanımamakla, güzelden anlamamakla eşanlamlıdır bir toplum için. Bizler var olduğumuz sürece başarıyı bir kez daha tekrarlayamazsak, artık Trabzon Gaziantep, Gaziantep Kocaeli, Kocaeli Bursa ve Bursa Trabzon’dur bilin ki! Tarihimiz bize kalmış, fakat coğrafyamız düzlenmiş, eşitlenmiştir artık.
***
Bugünün Trabzonsporlu çocukları, herşeye rağmen bordo-mavi renklere gönül vererek görevlerini yerine getirmişlerdir bence. Bugün o minicik insanların kocaman yüreklerine konduramadığımız sevinci, yarın onların da kendilerine ve kendilerinden sonrakilere yaşatamamalarının sorumlusu bizler olacağız kuşkusuz. Bugünün küçük Trabzonsporluları dünyanın en değerli varlıklarıdır benim için. Elbette onlara inanıyorum, hepsine tek tek güveniyorum; ancak, bugün gördükleriyle yarın ortaya neler koyabileceklerini de az çok kestirebiliyorum. Ve işte bunun için ısrar ediyorum ki, onlara doğruyu, iyiyi ve güzeli bir daha, hep birlikte gösterelim. Hiç değilse bir kez, son bir gayretle son kez …