Hay Lange’nin Pürüzüne
Şükürler olsun, Lange sonunda geldi ama getirinceye kadar neler çektiğimizi de biz biliriz. Yıllardır Trabzonspor’u ve transferi takip ederim, ilk kez böylesi zor bir döneme şahit oldum, desem yeridir. Çocuğun neyin nesi olduğunu bilmesek de hepimiz kendimizi olayın akışına kaptırıverdik işte.
***
Varsa yoksa Lange. Sanki Trabzonspor’un tek sorunu santrfor eksikliğiymiş gibi. Kurumun tüm çivileri yerinden oynamış, “başarı” kelimesi sözlükten çıkarılmış ; ama kimse sistemle ilgilenmeyi düşünmemiş. Aman transfer yapılsın, aman Lange alınsın. Sanki adamın elinde ayağında sihir var. Sanki daha önce Groh, Pfaff, Olsen, Campbell bu kulübü kurtardılar da, şimdi de Lange gelip düzlüğe çıkaracak.
***
Gazetelerde hep aynı deyim : “Transferi yılan hikayesine dönen Lange.” Milyon tane hikaye bilirim, bu “yılan hikayesi”ni bilmem. Bir gazete de bir gün olsun yer ayırıp bu yılan hikayesinin ne olduğunu yazmaz.
Ha bir de şu muhabbet : “Lange’de pürüz çıktı.”
***
Caddede Kemal amcaya rastlıyorum. Otuz yıl önce Ankara’ya taşınmış ama aklı hep Trabzon’da Trabzonspor’da kalmış.
- Hayırdır, hasta falan mısın? Rengin biraz tuhaf.
- Yok yahu. Gazeteyi okumadın mı?
- Hayır, koşuşturma arasında fırsatım olmadı. Emekli maaşlarını mı kıstılar yoksa ?
- Öyle olsa iyi, daha beter.
- Enflasyon yine azdı o zaman.
- Beter, beter ! Lange’de pürüz çıktı.
- Yapma be, eyvahlar olsun !
***
Trabzon’daki bir akrabam arıyor, sesi ağlamaklı.
- Birine mi bir şey oldu?
- Yok da…
- Ne peki, niye sesin böyle kötü ?
- Lange’de pürüz çıktı da !
- Allah kahretsin, yine mi ?
***
Akşam vakti hemşehriler bir Karadeniz lokantasında bir araya gelmişiz, hasret gideriyoruz. Gruptaki en sakin arkadaşlardan biri kapıda görünüyor. Bir telâş ki sormayın.
- Size kötü bir haberim var ! Eyvah, diyoruz. Biri kaza geçirdi.
- Lange’de pürüz çıktı.
- Ya oğlum öyle pat diye söylenir mi ? İçimizde fanatik var, hasta Trabzonsporlu var. İnsan kalpten gidiverir vallahi.
***
Doğrusu ben uzun süre soğukkanlılığımı muhafaza ettim. Her şey olacağına varır diye düşündüm. Lakin sonradan ben de kendimi olayın heyacanına kaptırdım. Akşamları tv kanallarını tek tek dolaşıp yeni bir gelişme olup olmadığını kontrol ettim. Gerçi artık çoğu kanalın Trabzonspor’u taktığı falan yoktu ; ama bir kanal her akşam Lange ile ilgili haber vermeyi adet haline getirmişti. Tek sorun benim golcü diye bildiğim oyuncu ile ilgili haber sırasında hep bir savunma elemanının topu rastgele ileri vuruşunun gösterilmesiydi. Ondan hemen sonra da Lange’nin bir spor dergisindeki ya da Norveç muhtarından alınmış ikametgah ilmuhaberindeki bir vesikalık fotoğrafı ekrana getiriliyordu.
***
Zamanla akşam haberleri beni kesmemeye başladı. Gece bültenlerini bekler oldum. İş sürüncemede kaldıkça bu kez Trabzonsporlu arkadaşlar aramızda nöbet listesi yaptık. Gece yarısından sabah sekize kadar ikişer saat CNN TÜRK ile NTV’yi takip ettik. Arada bir de diğer kanallarda alt yazı arıyorduk, bir umut.
- Aman arkadaşlar nöbette uyuyakalmayalım. Lange’de bir gelişme olursa nöbetçi olan diğerlerini uyandırsın.
***
Aslında Lange’de “pürüz” falan çıktığı yoktu. Sadece, Lange bizim sandığımız kadar “keriz” çıkmamıştı. Belli ki, menaceri aracılığıyla Trabzonspor’un “artık” nasıl bir kulüp olduğunu öğrenmişti. İhtimal ki, bizim FİFA’daki, UEFA’daki dosyalarımızdan da haberdardı. Ona teklif ettiğimiz para gözünü kamaştırmıştı ama o dikkatini toplayıp söz konusu paranın gerçekte ne kadarını alabileceğine bakıyordu. İşini sağlama almaya çalışıyordu.
***
Sonra, bir şekilde ikna edildi ve kalkıp geldi. Doğrudan Trabzon’a değil tabii. Önce İstanbul’a, oradan da Antalya’ya. Gazeteler gururla yazdı : “Başkanın huzurunda imzayı atan…” İnsanlar birbirine sordu : “Bu Lange’yi tanıyan var mı ?”
- Yok ama Bulak kefilmiş.
- Yahu o teknik direktör değil mi?
- Öyle de boş zamanlarında “kefillik” yapıyor.
***
Lange gelinceye kadar heyecanla bekleyen taraftar, oğlan imzayı atar atmaz mızıkçılığa başladı : “Galatasaray Jardel’i getirdi, Fenerle Beşiktaş kimleri aldı. Biz habu sarı uşakla mı şampiyon olacağız ?”
- Ne yapalım, imkanımız bu kadar. İstanbul kulüpleri kadar paramız yok.
- Ama Başkan Yılmaz “Taraftar istesin en ünlüsünü, en pahalısını alırım” demişti.
- Sus kardeşim, parazit yapma ! Pürüzü giderdik bir de parazitle mi uğraşalım yani…