Trabzonspor’un Çıkışı Sürecek
Trabzonspor’un, ara transfer döneminin hemen öncesinde seçimli genel kurula gitmesi, transfer temalı seçim vaatlerine, bu da camiada belli bir beklentiye yol açmıştı. Aslına bakarsanız, Trabzonspor’da transfer konuşmak için kongreye ihtiyaç yoktu, kadronun bazı mevkilerde takviye istediği açıktı; ama şunu da kabul etmek gerekir ki, Trabzonspor’un öncelikli sorunu transfer değildi.
Hiç şüphe yok ki, bordo-mavili takım en önemli transferi, kilit personel takviyesini daha ligin dördüncü haftası öncesinde yapmıştı. Türk futbolunun son dönemdeki en önemli oyuncularından biri olan Fatih Tekke’nin yuvaya dönmesi, dışarıdan göründüğünden de büyük bir hadiseydi. Mesleki becerisi ve deneyimi yanında kişiliğini de geliştiren ve artık olgun bir yıldız haline gelen Fatih, Trabzonspor’un hem gol vuruşu, hem de asist sorununu çözmekle kalmıyor, aynı zamanda lider oyuncu eksiğini de kapatıyordu. Ancak, bu eksiğin giderilmesinden ve manevi değeri yüksek bir “özyıldız” geri kazanımından da önemli bir gelişme vardı Trabzonspor cephesinde: Kulüp boyutunda ciddi bir kurum haline gelen Trabzonspor bir yandan da yeniden takım oluyordu.
Öyle ki, ligin ilk üç haftasını gol atamadan kapayan bordo-mavililerin iki Fatih golü ve bir Beşiktaş puanıyla kıpırdandığı üç haftadan sonra, Samsunsporlu Celil’in son dakika golüyle gelen içsaha şoku bile ne takımı ne de yönetimi pek sıkıntıya sokmuyordu. Oysa, lig sıralamasında, geçen sezon sonundaki yere geri dönülüyor ve taraftarın yüreği yine fena daralıyordu. Doğrusu, kabus gibi yaşanan geçen sezonu takım ve yönetim panik içinde geçirmiş, buna karşılık taraftar duruma sahip çıkarak Trabzonspor’un onurunu gözyaşını içine akıtarak da olsa korumuştu. Trabzonspor cephesinde bazı şeylerin iyi yönde değiştiği açıktı.
Bursa deplasmanından alınan üç puanla başlayan çıkış, talihsiz şekilde kaybedilen Galatasaray ve Fenerbahçe maçları dışında hep sürdü. İlk yarıyı, beklentilerin karşılandığı, sezon başı değerlendirme yazımızla örtüşen bir yerde bitirdiğini söyleyebileceğimiz Trabzonspor’un daha üstte olması bile mümkündü hatta. Takımdaki ciddi kıpırdanma, ligin devre arasına, “iyinin düşmanı” tartışması ile girilmesini getirmişti beraberinde: Nasıl “çok iyi”, yani “sahiden eskisi gibi” olunabilirdi?
***
Ara transfer, Trabzonspor’un gündemini epeyce bir meşgul etti. Taraftar, her zaman olduğu gibi, koyu bir transfer taraftarıydı! Bu takıma iki takviye yapılırsa büyük hedeflere varılır, diyenlerin sayısı çoktu. Üstelik transfer dayatması sadece taraftardan değil, medyanın bir bölümünden de geliyordu. Büyük ölçüde, kongre yarışının yansıması ve kalıntısı olan bu medyatik transfer baskısı da önünde kolay durulacak bir şey değildi. Yeni yönetim de önce bu yönde birkaç adım attı, ancak iş yüzeyden göründüğü kadar kolay değildi. Yıldız oyuncu transferi mümkün olmadığı gibi, verimli oyuncuların takımlarının razı edilmesi de kolay değildi. Yabancı oyuncu transferi ise ciddi oranda risk taşıyordu. Dahası, çok şeyin iyiye gittiği bir dönemde yeni bir organ nakli gerçekleştirmek faydadan çok zarar getirebilirdi. Ara transferin, takım içindeki maddi ve manevi dengeyi bozması uzak bir ihtimal değildi. Belki de en iyi transfer, eldeki kadroyu mutlu kılmak, onların hak edişlerini aksatmamaktı…
***
Antalya kampı, tereddütlerin nispeten giderildiği, “transfer” dışındaki daha mühim ve manalı kelimelerin yeniden kıymete bindiği, umutların yeniden yeşerdiği bir süreç oldu. Yönetimin ve teknik kadronun emeklerinin artık somut meyveler vermeye başladığı daha net görülebiliyordu. Altyapı-özkaynak aşısı iyiden iyiye tutar olmuş, Samet Aybaba’nın “önce takım” felsefesi yerleşmişti. Buna bir de, birkaç hafta önce elden kaçan Fenerbahçe’ye karşı kazanılan galibiyet ve Efes Kupası eklenince keyif ve güven iyice yerine gelmişti. Camia, Trabzonspor Efsane’sinin, Anadolu İhtilali’nin yine bir devre arası kupasıyla, 1.ligdeki ilk sezonda yapılan Kıbrıs kampı sırasında Galatasaray ve Beşiktaş karşısında kazanılan Barış Kupası’yla başladığını gözleri dolarak ve parlayarak hatırlamıştı.
***
Şimdi Trabzonspor’un önünde çok gerçekçi bir hedef var: Avrupa kupalarına katılmak. Bunu, Türkiye Kupası’nı kazanarak ya da ligde üst sırlara tutunarak başarmak mümkün. Elbette eldeki kadronun eksik yanları var, özellikle orta sahada organizatör ve yaratıcı oyuncu görevini görecek bir isimle, ileride garantili bir golcünün hasreti çekiliyor; ama mevcut kadronun kazandığı özgüven, ve camianın bütünleşmesi ile birçok açık kapatılabilir. Lee ve Soumers’in sürpriz çıkışları ile Tayfun ve Emre gibi yeni gençlerin montajının kadroya genişlik sağladığını da gözden kaçırmamak lazım. Yine de, orta sahada Gökdeniz, Erman Özgür ve Alişen gibi yeteneklere, ileride ise Fatih’e çok büyük bir yük düşeceği kesin. Trabzonspor’un ikinci yarıdaki başarısını, bu isimlerin performansı kadar olmasa etkileyebilecek başka bir konu var ki, Marco Aurello’da olduğu gibi, sözleşmesi bitecek oyuncuların transfer dedikoduları. İşte burada Trabzonspor’un belli bir ivme yakalamasında büyük pay sahibi olan oyuncuları önemli bir sınav bekliyor. Onların saha başarıları yanında mesleki etik alanında alacakları not hem Trabzonspor’un hem de kendilerinin karnelerine yazılacak çünkü.
***
Yine, Şubat-Mayıs periyodu için önem arz eden bir nokta, 15 Aralık kongresinden çıkan ilginç tablonun bazı odaklar tarafından ne derece kurcalanacağıdır. Sümer, kongreden Erol Tuna gibi yeni bir koz ile çıkmış, fakat bu arada çok sayıda çalışma arkadaşını ve belki en önemlisi, Mahmut Ören gibi son iki yılın yükünü en çok sırtlama özverisini göstermiş bir özel yeteneği kaybetmiştir. Ağaoğlu ve arkadaşlarının istifası ise Trabzonspor’da mayıs ayına doğru yeni bir dalgalanma potansiyeli oluşturmuştur. Elbette, Mehmet Öksüzoğlu gibi bir ismin devam kararı alması hem moral hem de güç olarak çok kritik bir kazanımdır. Ancak, yola yedekleriyle devam eden Sümer’in başarılı saha sonuçlarına daha çok ihtiyacı olacağı açıktır. Burada gerek Sümer’in ve gerekse Trabzonspor’un yüreğini ferahlatacak nokta, camianın artık bir döneme göre çok daha sağduyulu, sahiplenici ve sabırlı bir vasfa kavuşmuş olmasıdır.
Trabzonspor, bugün yüksek bir merdiven tırmanışında. Şimdilik biraz ağır ama nispeten güvenli bir çıkışta. Lüzumsuz yere acele edip basamakları üçer beşer çıkma sevdasına kapılmaz, etraftan gelen çatlak seslere laf yetiştirmek için dikkatini dağıtmaz ve ayağını sağlam basarsa çok da gecikmeden zirveye ulaşabilir. Burada kritik söz gerçekten de “uzun vade”dir. Sabırla ve uzun vadeye inanarak yapılmış planların günlük olumsuz ya da olumlu dalgalanmalar nedeniyle temelden tartışılır hale gelmemesi gerekir. Trabzonspor, uçurumun kenarından alındığı güne göre kesinlikle çok yol almıştır. Bununla beraber önünde de daha çok yol vardır. Ancak, Trabzonsporlular şükretmelidirler ki, Trabzonspor’un artık bu mesafeyi yürüyecek, hatta koşacak nefesi, takati, morali, güveni ve desteği vardır.