Genel Futbol Yazıları

Hüseyin Çimşir:Beş kişiye bir forma

Ameliyathaneye girmek üzereyim ki telefonum çalıyor. Arayan, “Gelmiş geçmiş en büyük Trabzonspor yazarı” Mehmet Tan. Hüseyin bugün İbnî Sina’da ameliyat oluyor, bir uğra mutlaka, diyor. Mehmet ağabeye göre çocuğun durumu kritik, kemiğindeki hadisenin “kanser” olma olasılığı yüksek. Oflaya puflaya, “Aman ihmal etme” deyip kapatıyor telefonu.

 

O gün bizim de işimiz çok; ameliyattan çıktığımda kalan enerjim ancak eve gitmeye yetecek. Bugün anestezi etkisindedir zaten, yarın uğrasam daha iyi, gibisinden kendimce mantıklı bir bahane buluyorum; ama Mehmet ağabey de telefonla durumu takip ediyor. Ertesi gün uğrayacağıma söz veriyorum.

 

Trabzonspor’un zor dönemleri. Doksan altı yılının kara mayıs pazarından sonra işler tümden tersine dönmüş. Faruk Özak bayrağı Mehmet Ali Yılmaz’a devretmiş; Şenol Güneş’in yerine Yılmaz Vural getirilmiş, karışık, buruşuk bir oyuncu kadrosu; üzgün, bezgin tribünler… Hüseyin, “Bitti” denilen altyapının ender meyvelerinden. Bir genç fidan. Ama hakikaten, “gibisi fazla” gerçek bir fidan. Önce “Genel Menacer” olan, sonrasında ise Vural’ın gönderilmesiyle takım elbisesini çıkarıp eşofmanını giyen Özkan Sümer’in yeni evlâdı. Yılmaz ağabeyin medyadaki kadim dostlarının, Sümer’in Vural’ın ipini çekenlerin arasında yer aldığını belgeleme çabaları arasında, “Bakın, Vural’a vermediği genç yetenekleri kendi gelince nasıl sürüverdi sahaya!” gibi argümanlar var…

 

On küsur yıl önce, ilk internlik stajımı yaptığım Ortopedi katında, henüz birkaç maçını seyretmek nasip olmuş genç Hüseyin’i arıyorum. Avni Aker’in uğultu ve coşku temalarının yerinde İbnî Sina’nın sessizlik ve tedirginliği var bu kez. Ne tanıyan var bizim çocuğu ne yattığı yeri bilen. Sonunda, C Blok’un üç kişilik bir koğuşunda bir bordo-mavi eşofman çarpıyor gözüme. Kulüpten yanına katılmış bir sağlık elemanı refakatinde buluyorum Hüseyin kardeşimi. Sessiz, üzgün ve resmen süzgün…

 

Bir genç sporcunun, daha kariyerinin başında bu denli bitkin olması çok acı. Fizik olarak değil, ruhsal açıdan bitap düşmüş Hüseyin. Ne arayanı var ne de soranı. Ankara’da her dönem yöneticisi olan bir kulüp oysa Trabzonspor. Lakin gelen giden yok. Ahh, diyorum. Fenerbahçe kulübünün ümit milli bir oyuncusu ameliyat olacak da, böyle garip kalacak; ne mümkün! Hani bir özel oda, hani başında moral verecek çiçekler. Kanser, diye korkutulmanın ötesinde yalnız bırakılmanın çöküntüsü var Hüseyin Cimşir’in yüreğinde…

 

Ertesi gün zar zor özel odaya geçebiliyor Hüseyin. Ameliyatı yapan Yener Hoca’nın odasına gidiyorum hemen. Şans işte, yanında da Patoloji profesörü Selim ağabey var. Birinci ağızdan dinliyorum ameliyat ve patoloji raporlarını. Bacağındakinin kistik bir lezyon olduğunu, yerine kemik grefti konduğunu öğreniyorum. Çok uzun sayılmayacak bir sürede dönebilecek sahalara bizimki. Odadan çıktığımda keyfime diyecek yok…

 

Hemen veriyorum müjdeyi Hüseyin’e. O neşesiz, ürkek çocuğun yerini konuşkan bir Karadeniz delikanlısı alıyor anında. Epeyce sohbet ediyoruz o moralle. Yönetime küskün Hüseyin, ilgisizliklerinden yakınıyor. Ayrılmak istiyor yetiştiği ocaktan, hem de daha yolun başında. Bu kulüp hepimizin kardeşim, diyorum. Elbette atlatacağız bu kötü günleri. Nice başarılar, nice sevinçler yaşayacağız birlikte. Hancı biziz kulüpte; sen kalmalısın, hak etmeyenler gitmeli, diyorum.

 

Dinlemiyor ama beni Hüseyin. Kopuyor Trabzonspor’dan. Antalyaspor’daki başarılı performansı ile Avrupa Şampiyonu Galatasaray’ın transfer listesine giriyor kısa zamanda. Prensipte anlaştığı yazılıyor gazetelerde. O sıralar, bu kez “Kulüp Başkanlığı” koltuğunda oturan Özkan Sümer’e soruyorum bir İstanbul akşamında, Hüseyin’in dönmesi konusunda ne düşündüğünü. Köprülerin altından çok su aktı, dönüşü çok zor, diyor büyük usta. Üzülüyorum, lakin umudumu muhafaza etmek istiyorum.

 

Sonra bir bir geri dönüyor yuvadan ayrılanlar. Hüseyin, Fatih ve Mehmet Yılmaz gerçek formalarını geçiriyorlar sırtlarına yeniden. Gökdeniz de var zaten. İşte böyle başlıyor Trabzonspor’un son çıkışı. Kupalar, seriler, tüm futbolseverlerin hayranlığını kazanan resitaller… Ve asla unutulmaması gereken bir hikaye olarak hafızalara kazınıyor Hüseyin’in yaşadıkları. Hastane köşelerindeki kimsesiz, sahipsiz bırakılan çocuktan, arkadaşları ile birlikte “Bu formanın onurunu ayaklar altına aldırmayız” diye isyan eden, beş kişilik koşan, -sessiz sedasız- her gediği kapatan ve –nihayet- Ay-Yıldızlı formaya ulaşan bir büyük oyuncuya.

İşte böyle dostlarım… Kariyerinin daha başında “beş kişilik sıkıntı” çeken Hüseyin Cimşir’den “beş kişilik mücadele etmeyi” bilen sporcular yetiştirilmesi öyküsünde yatar aslında Trabzonspor’un sırrı. Bunun için dışarıdan bakıldığında çözülmesi zor bir denklemdir Trabzonspor. Gören görür, bilen bilir… Eylül 2009