Geçmişten Kısa Kısa
Ne değişti, ne değişmedi?
Trabzonspor’un sezon başı hazırlıklarında gözümüze iki şey çarptı: Kadronun kalabalıklığı ve malzemelerin “Puma” olması. Yani hem “gramaj” hem de “ambalaj” değişmiş. İyi güzel de, lezzette bir düzelme olacak mı, lezzette ?..
***
Büyük para al, büyük söz söyleme
Teknik adamlık ve Türk futbolu alanlarında yeterince deneyimli, ancak Trabzon şehri konusunda biraz toy olan Gordon hocamız demiş ki : “Eskiden en çok korktuğum stad olan Avni Aker’de artık çok rahat olacağım.” Aman hocam büyük konuşmayın. Allah saklasın, iki maç kaybedince anlarsınız Avni Aker’de misafir takımın mı yoksa ev sahibinin mi teknik direktörlüğünü yapmanın daha zor olduğunu…
***
Tersine samba
Trabzonspor öyle durgun bir transfer dönemi geçiriyor ki, bir hafta haber okumasanız bir şey kaçırmıyorsunuz. Kısmet işte, biz bu yönetimden Brezilya gibi takım kurmasını bekliyorduk, onlar kulübü Brezilya dizisine çevirdiler !..
***
Farkı farkedin
Talip olunan futbolcuların bonservis bedellerini yüksek bulan yöneticilerimiz “Bizim sokağa atacak paramız yok” diyorlar. Nüansı ıskalamayın lütfen. Özak yönetiminin “parası” yoktu, şimdiki yönetimin ise “sokağa atacak parası” yokmuş !..
***
Bizimkiler
Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş gibi rakiplerimizin yabancıları, hatta Kayserispor ve Vanspor gibi küme düşen takımların Afrikalıları Dünya Kupası’nda boy gösterirken Trabzonspor temsilcisiz kaldı. Rada ve Jamarauli’nin ülkeleri zaten kupa dışında. Trabzonspor’dan erken terhis edilen Misse-Misse ise Kamerun’dan malulen emekli. Bizim için hala bir ümit olan Vugrineç, Hırvatistan’da da henüz “ümit”. “Bana yabancını söyle, sana takımını söyleyeyim” demiş büyüklerimiz. Ne doğru söz vallahi…
9 Temmuz 1998, Fanatik
Otuz küsur
Otuzlu rakamlar adeta Trabzonspor’un kaderi oldu. Büyük vaadlerle işbaşı yapan yönetim otuz küsur isimden oluşuyordu. Otuzuncu kuruluş yıl dönümümüzü kutlayamadık bile. Şimdi çoğu isimsiz gençlerden oluşan otuz küsur oyunculuk bir kadro kurduk. Beklenen transferlerin yapılmaması halinde ise seneye maçlarımızı otuz küsur seyirciye oyanayacağız. Hem de biletsiz…
***
Yapışık İkizler
Vanspor Kulübü’nün bildirdiği bonservis bedelleri bizim yönetime yüksek geldi, Sinan ve Metin’in transferinden vazgeçildi. Peki bu futbolcuların ikisini birden almak şart mıydı ? Geleceği daha parlak görünen Sinan tek başına Trabzonspor’a kazandırılamaz mıydı ? Ne diyelim, ah şu Arçil-Şota kompleksimiz ah !…
***
Rakamların dili
Gordon’un işbaşı yapması ile yeni bir muhabbet dolandı dillere : “4-4-2” mi, yoksa “3-5-2” mi bize daha uygun ? Ne önemi var ki azizim ? Ha o , ha bu.. İlla da bir rakam tartışmak istiyorsak “15”i tartışalım. Trabzonspor 15 yıldır şampiyon olamıyor. Bırakın Gordon’u, bu takımı şampiyon yapsın da hangi sistemle yaparsa yapsın…
***
Yönetim mazbut, lâkin taraftar!..
Taraftar tutturmuş “Bu yönetim tranfer yapmıyor” diye. Peki kardeşim, son iki sezonun şampiyonu ve Avrupa fatihi Galatasaray’ın yıldız yedeği Feti’yi Trabzonspor’a kim kazandırdı ? Bu kadar nankörlük de olmaz ama. Futbol nankör oyun diye futbolseverin de nankör olması şart mıdır yani ?..
16 Temmuz 1998, Fanatik
Bir küçücük kulüpçük
Büyük vaatlerle ve medya desteğiyle işbaşına gelen mevcut yönetim ne kurumlaşmada bir arpa boyu yol alabildi, ne de oyuncu kadrosunu bir nebze olsun zenginleştirdi. Dahası birkaç oyuncuyu da elden çıkardı. Biz, Özak yönetimini “Küçük olsun, bizim olsun” zihniyetleri nedeniyle çok eleştirmiştik. Şimdikilerin sloganı da belli oldu : “Dışarıdan büyük görünsün de, varsın hergün biraz daha küçülsün…”
***
Gölge etmeyin yeter
Gordon Milne’nin “Gerekirse yardım istemekten çekinmem” dediği eski hocalardan olumlu yanıt geldi. Trabzonlu hocalarımız İngiliz’e yardımlarını esirgemeyeceklerini beyan ettiler. “Aman ne iyi” diyeceğiz ama biz hocalarımızı biraz tanırız. Adamcağıza yapabilecekleri en büyük yardım kendisini el birliğiyle kaçıncı haftada göndermeyi planladıklarını açıklamalarıdır. Yazıktır, bavulunu, biletini ayarlar hiç olmazsa garibim.
7 Ocak 1999, Fanatik
Zoolog aranıyor
Tribünde; piranhalar, hamsiler, atmacalar. Sahada, Puma formalarıyla Karadeniz Kaplanları. Başkanın dilinde, Trabzonspor’un ağırlığı altında ezilen böcekler.
Bu kulübe bir psikolog gerekli, diyenlerin sözleri dinlendi, çok da iyi oldu. Gidişata bakılırsa, şimdi sırada bir zoolog bulmak var!..
***
Herkes başkana yardımcı
Trabzonspor’un 30 kişilik yönetim kurulunda tam 10 adet “başkan yardımcısı” var. Ana-babalar eskiden çocuklarına sitem ederken “Bir meslek sahibi olamadın” derlerdi, şimdi ise “Trabzonspor’a başkan yardımcısı bile olamadın” diyorlar !..
***
Fıkralar da değişti
Fıkranın aslı şöyle malumunuz: Temel’e sormuşlar: “Hangisini istersin, güzellik mi yoksa aptallık mı ?” “Güzelluk geçicidur” demiş…
Aynı fıkranın son kongreden sonraki hali ise şu: Trabzonsporluya sormuşlar: “Şampiyonluk mu yoksa iç çekişme mi ?” “Şampiyonluk geçicidir” demiş!..
15 Ocak 1999, Fanatik
Rekortmen Yönetim
Trabzonspor’un son kongresindeki 30 kişilik yönetim listesine sadece 250 oy verilince sağda solda konuşmalar başladı; “Bu kadar az oy, bir destek midir, değil midir?” diye.
Oysa kongrenin bilançosu çok sevindirici. Rakamlar bir rekoru müjdeliyor, rekoru! Trabzonspor, “ligin oy başına en çok puan toplayan kulübü” oldu. Daha ne istiyorsunuz?..
***
Tabelacılık gözde meslek !..
İstanbul’daki tesislere, bazı kraldan çok kralcıların çabalarıyla “Mehmet Ali Yılmaz” adının verilmesi, kongrede ve sonrasında en çok tartışılan konu oldu. Neyse, hayırlısı ; ama bizim şimdiki korkumuz başka. Trabzonspor Kulübü, Hüseyin Avni Aker Stadı’nı 25 yıllığına kiraladı ya !..
***
Denizaşırı transfer
Trabzon, malûm, çok eski ve önemli bir liman. Haliyle, teknik dilde “overseas transfer”, Türkçe’de ise denizaşırı transfer denilecek aktivitelerin Trabzonspor’dan gelmesi gayet doğal. Bu nedenle, geçen sezon Kore’den, bu sezon ise Britanya ve Avustralya’dan transfer yapılmasını pek yadırgamadık. Bu arada yönetim dış transfer işini bu yıl daha da sıkı tutuyormuş. Yeni Zelanda, Madagaskar ve Antarktika karış karış taranıyormuş. Biz söyleyenlerin yalancısıyız.…
***
Sütçü
Geçenlerde bizim Milne’in ne derece hoşgörü sahibi olduğunu ispatlamak için bir olay anlatılıyordu. Gordon’la hasret gidermek için Türkiye’ye gelen iki oğlundan biri babasının kopyası gibiyken, diğeri pek benzemiyormuş. Durum Gordon’a sorulmuş. Bizim “sir” demiş ki: “Bana değil, benim hanımla sütçüye sorun.” Şimdi… Bu sezon Fenerbahçe ve Galatasaray maçları dışında Trabzonspor bizim bildiğimiz Trabzonspor’a hiç benzemiyordu. Ne dersin Gordon hocam ? Bunu da mı sütçüye soralım ?..
***
Yaşasın Tiyatro
Geçen gün bir ulusal gazetenin Ankara baskısında Trabzon Devlet Tiyatrosu’nun oyun ilanını görünce çok mutlu olduk. Yerel bir gazetenin haberine göre de, henüz on iki yıllık tiyatromuz, son iki oyunda yaptığı hasılatla hem oyun hem de oyuncu giderlerini karşılamış. Darısı, otuz bir yaşındaki hasılat fakiri Trabzonspor’un başına…
***
Yavru Lig
Bizim takım; çeyrek asır aradan sonra, belki uğurlu gelir de, tekrar şampiyon oluruz, diye Kıbrıs’da kamp yapıyor. Bence bu sezon şampiyon olamasak da seneye yine “Yavru Vatan”a gidelim ve şampiyonluk için son şansımızı deneyelim; “Yavru Lig”de yani !..
21 Ocak 1999, Fanatik
Laflar ve Gaflar
Ukrayna Prensi II.Yuri, Trabzonspor’u ilk izlediğinde, “İyi takım ama yavaş oynuyorlar; ancak ben onları hızlandırırım” demişti. Ne garip ki bordo-mavi forma altında altında maruz kaldığı ilk eleştiri, “tekniği iyi ; ama çok ağır” şeklinde oldu.
Geçen hafta ise, Sir Milne’den ilginç bir açıklama geldi. Yabancı ülkelerdeki başarısını o memleketlerin özelliklerine kolay uyum sağlamasına borçluymuş. Oysa bizim bildiğimiz kadarıyla Gordon, Beşiktaş serisi dışında başka bir gurbet destanı yazmış değildi. Japonya macerasında, yaptırdığı flaş transferlere rağmen başarısız olmuştu.
Neyse, kıssadan hisse: “Büyük para alacağız ; ama büyük laf etmeyeceğiz.” Demek ki neymiş ?…
***
Bizde fıkra çok
Geçen haftaki Temel fıkramızın gördüğü ilgi üzerine bu hafta da bir fıkra anlatmayı uygun gördük:
İstanbul’daki gazeteci arkadaşları, “güvenilir kaynak” Temel’e sormuşlar:
- Trabzonspor, Ajax’a verdiği Şota’yı geri alıyormuş, öyle mi ?
Temel şöyle bir tebessüm ettikten sonra yanıtlamış:
– Yok dostlar, ne Şota’sı ? Olay sadece, bizim şakasever yöneticilerin “Şeker Bayramı” ile “1 Nisan”ı karıştırmalarından ibaret !..
***
Şota’nın iadesi söz konusu değil !..
Şota’nın geri alınması esprisi bir yana, Avni Aker’de çıplak gözle görülen bu en büyük yıldızın Trabzonspor’dan gönderilmesi tam bir fıkraydı aslında. Güya, dört yabancı oyuncu, takım içinde “Gürcü mafyası” oluşturmuşlardı da, söz geçirilmez hale gelmişlerdi! Demem o ki, Şota enayi mi de Trabzon’a geri dönsün; Türkiye’de her türlü mafyanın üzerine kararlılıkla gidildiği bir dönemde!..
***
En isabetli transfer !..
Yeni yabancı için rivayet muhtelif: Gürcü Şota, Çek Rada, Rumen Moldovan… Bizim önerimiz ise yine bir denizaşırı transfer; bir Amerikalı. Adı : “Arbitrator”
Pek ünlü değil, biz de yeni duyduk. Hatta futbolcu da değil; Ira Sherman isimli ABD’li bir tasarımcının geliştirdiği, insanları zorla barıştıran bir makine.
“Nasıl yani?” demeyin. Ne yapacağız stoperi, forveti? Trabzonspor’un yıllardır en büyük eksiği “iç barış” değil mi ?..
29 Ocak 1999, Fanatik
Atış Serbest
Bir fıkra da, geçen haftaki kazanda yer alan “poligon” muhabbetinden:
Temel, gazeteyi elinden bırakıp İdris’e sorar:
- “Ula İtris tuydun mi? Pizim yöneticiler yeni atiş polikonunun yapımını üstlenmişler.”
- “Ula desena yine bir “isim koyma” kavgasi çikacak.”
- “Niye kavga çiksın ki? En iyi atiş yapan yöneticinin adini koyarlar, olur biter.”
- “Tövbe! Sen ne diysin? O kadar çok aday olacak da kavga çikmayacak he mi!..”
***
Görgü ve Bilgi
Ne güzel haber: 100. kuruluş yıl dönümünü kutlayacak olan Werder Bremen Kulübü, düzenlediği dörtlü turnuvaya, Ajax ve Manchester United ile birlikte Trabzonspor’u da davet etmiş.
Hem büyük bir gurur, hem de büyük bir fırsat. Otuzuncu kuruluş yıl dönümünü kutlamayı beceremeyen bir kulübün, hiç olmazsa yetmiş yıl sonraki 100. yaşını nasıl doğru dürüst kutlayabileceğini öğrenmeye bugünden başlaması için yani!..
***
Gazi-Trabzon
Kimseden çekmedik Gaziantep’ten çektiğimiz kadar.
Üç maçta sekiz gol yeyip karşısında perişan olduğumuz, kupa turunu teslim ettiğimiz Antep ile şimdi de ikinci yarının açılış maçını oynuyoruz. Şurası kesin ki bu kez elimiz boş dönmeyeceğiz. Ev sahibinden ya üç puan alacağız ya da “Gazi” unvanını.
Seçim bizim…
***
Geçti o günler…
Ulusal televizyon kanallarında artık kronikleşmiş bir patoloji var: Üç büyük kulüple ilgili haberlerden sonra Trabzonspor haberine geçmeden, araya mutlaka bir reklam, spor magazin programı tanıtımı, ya da diğer spor dallarından bir haber koyuluyor; akıl sıra “Dört Büyük” kavramı gürültüye getirilip unutturulmaya çalışılıyor.
Efendiler! Türk futbolundaki emperyalizm, Trabzonspor sayesinde yıllar önce yıkılmış, futbolumuza demokrasi ve çok seslilik gelmiştir. Hem de bir daha gitmemek üzere. Şunu hatırlatalım ki, Trabzonspor “Dördüncü Büyük” ünvanını çalışarak, kararlık ve yüreklilik göstererek kazanmıştır. Bu nedenle de “zevzeklik gösterisi” ile kaybetmesi söz konusu değildir. Keyfiyeti bilmeyenlere bildirmeyi borç biliriz!..
4 Şubat 1999, Fanatik
İlke mi, o ne ?..
Oh ne güzel! Önce takımı sahaya “Atam izindeyiz” pankartıyla çıkaracaksınız, sonra da “dinsel istismarcı sermaye” iddiasına maruz bir oluşumun sunduğu çok değerli hediyeyi(!) hemen kabul edeceksiniz.
Evet Başkan Aziz Yıldırım, evet ressam Bedri Baykam; “Fener Fener dünyayı yener” ; ama ne yazık ki biraz “yanar döner”!..
***
Seyahatname
“Ne oldum demeyeceksin, ne olacağım diyeceksin” buyurmuş atalarımız. Alın işte Sergen’i. Beşiktaş’ta “kartal”dı. İstanbulspor’da “boğa” oldu. Veliefendi’de “at” işiyle uğraşırdı. Bir süre de işsiz kaldı. Sonra İtalya üzerinden “jet” ile Fenerbahçe’ye vardı. Kartal artık mazi, boğa kısa bir rüya ; O şimdi Dereağzı’nda “kanarya”!..
***
Aynı dersten beklemeli
Hiç tanımadığınız biri size çiçek verirse ne yaparsınız?
Peki ya çok iyi tanıdığınız bir takım size pek puan vermezse ne yaparsınız ?
Size soruyoruz Gordon Hoca! Beş ayda dört kez karşılaştığınız bir takıma hala önlem alamamak, büyük kulüp hocalığına sığar mı? Para almayı biliyorsunuz; ama ders almayı asla…
***
Bugünkü Trabzonspor
TRT’nin deneyimli ismi Levent Özçelik, Gaziantepspor-Trabzonspor maçının canlı yayınında. İlk yarım saat sona ermekte, durum 1-1, oyun hızlı. Özçelik kendini tempoya kaptırmış “Size maçın bu skorla bitmeyeceğini, başka goller gelebileceğini garanti edebilirim” diyor.
Maç, malumunuz, 1-1 bitiyor. Ve Özçelik, “Bugünkü Trabzonspor” için hiçbir şeyin garantisinin olmadığını geç de olsa öğreniyor.
***
Yönetici Olmanın Dayanılmaz Hafifliği !..
Sen söz verdin, ben vermedim. O para verdi, bu vermedi. Hafta içinde başlayan muhabbet Antep’te sıcak çatışmaya dönüştü; Trabzonsporlu, kaptırılan puandan çok yönetici düzeyinde sergilenen düzeysizliğe üzüldü.
Yönetime girecek muhteremlerden para yardımı taahhüdü almayı bırakalım beyler. Paradan önemli şeyler de var. Bundan sonra, müstakbel yöneticilerden olur olmaz yerlerde kavgaya tutuşup kulübü rezil etmeme taahhüdü alalım.
11 Şubat 1999, Fanatik
Mehmet Ali’nin “P”si
Şirketleşmeden, kurumlaşmadan sınıfta kaldık. Alt yapıdan yeterince yaralanamadık. Yönetici eşittir para sandık. Daha dün, Avrupa’da yarışan Trabzonspor’u, bugün, Çarkıfelek yarışmacısı yaptık:
– “Lütfen yardım edin Mehmet Ali bey!..”
***
Top of the Pop
İyi kızlar cennete, kötü kızlar her yere,
İyi yöneticiler mazide, kötü yöneticiler kabinede.
Çok veren maldan, az veren candan,
Hiç vermeyen, düşsün kulübün yakasından…
***
Camiaya heyecan gerek
Vedalar peş peşe geldi.Önce Avrupa, sonra kupa ve nihayet lig. Meşgalesiz kalan camiaya, yeni bir hafta sonu heyecanı gerekli şimdi.
Benim sloganım: “Her hafta bir kongre”
Nasıl fikir ama!..
***
Kıyametin eşiğinde
Bina arttı, zina arttı. Trabzonspor, Altay’a bile gol atamadı; ama seyircisi taş attı. Alametler tamam, kıyamet yakın. En azından Trabzonspor için…
***
Yozlaşma
Trabzonspor yöneticileri, “Ben para verdim, sen vermedin.” laf dalaşında. Trabzonsporlu sanatçılar, “Gel habule türküsü, senin değil, benim.” kavgasında.
“Trabzon adı, eskiden bizim namusumuzdu, şimdi medyanın çerezi.
Vah Trabzon’um, vah garibim! Senin ihtiyacın bir büyük uzlaşma; lakin kısmetine düşen, koca bir yozlaşma…
18 Şubat 1999, Fanatik
Kuru İftira
Taraftar bize soruyor: “Neden hep olumsuz şeyler yazıyorsunuz?” diye.
Ne münasebet efendim. Aksine, hep olumlu yaklaşımlarda bulunuyoruz, sorulan sorulara hep olumlu yanıtlar veriyoruz. İşte kanıtı :
- Trabzonspor yanlış yolda mı?..…….Evet
- Yönetim sorunu var mı?……………Evet
- Maddi sıkıntısı var mı?……………..Evet
***
Mes@jımız var
Ukrayna’nın Volvograd kentinden bir e-mail mesajı aldım. Bir hayranı, Trabzonspor’un Yuri Kalitvintsev’yi transfer etmekle Volvograd’da on bin taraftar kazandığını yazıyor. Yanlış transfer, diyen nankörler! Adam maç kazandırmasa bile taraftar kazandırıyormuş. Ne haber ?
***
Davulun Sesi
NTV’ci Turgay Beşyıldız kardeşimizin, Meltem TV’de açıkladığı “Davul Projesi”, yönetimin on küsur davul alması esasına dayanıyor. İlahi Turgay! Bizim yönetimin zaten dünya kadar davulu var. Hepsi başkanın sırtında, tokmakları ise para vermeyen yöneticilerin elinde.
***
Ya istiklâl…
Trabzonspor’un, ismi hep polemiklerle anılan bir değerli yöneticisi, “Trabzonspor kurtuluş savaşı vermeli” demiş. Çok doğru, burada hemfikiriz de; kimlerden ya da hangi zihniyetten kurtulacağı konusunda galiba farklı düşünüyoruz!..
***
Başkan, gol gol gol !…
Belalımız Gaziantepspor’un, Beşiktaş gibi bir devi evire çevire yendiği maçtan sonra ev sahibi ekibin soyunma odasındayız. Zaferin mimarı oyuncular hep bir ağızdan tempo tutuyorlar: “En büyük başkan, bizim başkan!” İnsanoğlunun kendi yüreğini, emeğini küçümseyip hep başka bir kahraman aramasını anlayabilmek ne mümkün…
***
Nobel Barış Ödülü
Cumartesi Ligi’nin lideri A Takımı’nın Kaptanı Savaş Ay, İbo ile Mahsun’u barıştırdım, diye bir garip havalarda. O da bir şey mi Savaş Bey, siz hele Trabzonspor’un ileri gelenlerini bir barıştırın da, inanalım kerametinize.
***
Suyun yandığı ülke
Ev sahibim Mehmet Bey, Trabzonspor’un kurum olarak ne kadar vahim bir durumda bulunduğunu şöyle ifade eder: “Et kokarsa tuzlarsınız; ya tuz kokarsa!”
Ekrandaki “Şanlıurfa’da su deposu yandı!..” haberini seyrederken, Sayın Tan’ı teselli etme şansı doğduğunu farkettim: “Sıkıntıyı, Trabzon’a özel sanarak hayıflanmayın. Bu çürüme tüm Türkiye’nin sorunu ; suyun yandığı ülkede tuz kokmuş çok mu?..”
27 Şubat 1999
Ne Pele, Ne Köle!..
– “Biz Campbell’ı gol makinesi diye aldık, çamaşır makinesi çıktı!…”
Kocaelispor hezimetinden sonra böyle diyordu bir taraftar. Güzel espriydi. Derdini, üzüntüsünü, Karadeniz türkülerinde olduğu gibi, tatlılıkla dile getiriyordu. Ve ağzına da yakışıyordu doğrusu. Çünkü O; tribündeki taraftardı, sokaktaki adamdı. Resmi bir unvanı, makamı, sorumluluğu yoktu; O, Trabzonspor Kulübü’nün Başkanı değildi.
- “Adamı golcü diye aldık, yamyam çıktı! Rengi bozuk, golü ben mi atacağım anasını satayım!..”
Böyle diyordu, Trabzonspor Kulübü Başkanı, aynı maçın sonrasında. Herhangi bir dünya vatandaşı için bile söylenmemesi gereken sözleri kendi sözleşmeli sporcusu için sarfediyordu. Ve Trabzonspor; kayıp puanların, kaçan kupaların, yitik şampiyonlukların çok ötesinde, çok daha büyük bir değeri kaybediyordu. Trabzonspor, kendini belki de İnsan Hakları Mahkemesi’nde mahkum ettirebilecek bir şaşırtıcı çıkışı, ırkçı bir bakışı, başkanının ağzından gerçekleştiriyordu.
Ne yazık ki…
***
Özrün Büyüğü
Muhittin Öztürk de, uzlaşmacı ya, başkanın “yamyam” sözcüğü ile “siyah” demek istediğini açıklamış. Tamam, kabul; yerine koyma yöntemini uygulayalım: “Adamı golcü diye aldık, siyah çıktı.” Böyle bir tümcenin bir anlamı var mıdır ? Yoksa yoksa, “golcü” kelimesi de “beyaz” anlamına falan mı geliyor, bizden habersiz ?..
***
Zengin Menü
Oysa “yamyam” sözcüğünün sözlükteki anlamı açık: “İnsan yiyen kimse”
Peki… Campbell kardeşimiz çıkıp da “Şenol Güneş, Yılmaz Vural, Özkan Sümer, Ali Kemal Denizci, Hami Mandıralı, Tolunay Kafkas, Arçil ve Şota Arveladze… bu saydığım insanları ben mi yedim?” diye sorsa; ne cevap vereceğiz, sevgili Trabzonsporlular ?..
***
Anlayamıyoruz…
Sözleşmeli sporcusuna “yamyam” yakıştırması yapan Trabzonspor Kulübü Başkanı, sonradan “Yanlış anlaşıldım” diyor.
Galibiyet gecesinin ateşiyle “Beşiktaş’ı çok abartmışlar, beş olurdu.” diyen Gaziantepspor Kulübü Başkanı’nın mazereti de aynı: “Yanlış anlaşıldım.”
Ne yanlış anlaması muhterem başkanlar! Bizler; spor kulüplerini, kentleri, ülkeyi yöneten sizler insanlarımızın bu garip tarzlarını anlamakta ciddi güçlük çekiyoruz. Yanlış anlasak ona da razıyız, biz sizi hiç mi hiç anlayamıyoruz…
***
Olmak ya da olmamak
Trabzonspor’un kendi sahasında, bırakın galip gelmeyi, gol bile atamaması üzücüdür; ama Trabzonspor seyircisinin rakip takım oyuncusuna taş atması daha vahimdir.
Trabzonspor’un, büyük paralarla transfer ettiği yabancı golcüsünden verim alamaması bir hayal kırıklığıdır; ancak kulüp başkanının söz konusu oyuncunun deri rengiyle ilgili espri yapması çok daha üst düzey bir sorundur.
Trabzonspor’un para bulamaması elbette bir sıkıntıdır; lakin bazı yöneticilerin verdikleri demeçlerle, Trabzonspor’un imajında, verdikleri paranın en az birkaç katı hasar oluşturmaları tam bir kısır döngüdür.
Trabzonspor, altı kez şampiyon olarak futbolun şeref listesine, bir daha çıkmamak üzere girmiştir. Şüphesiz, bundan sonra da şampiyon olması çok güzel bir şeydir. Fakat… Gelinen bu nokta, Trabzonspor’un şampiyon olup olmaması artık çok da önemli değildir. Asıl önemli olan Trabzonspor’un rezil olup olmamasıdır. Bizim tüm derdimiz de işte budur !..
4 Mart 1999, Fanatik
Acaba?..
Üç günlük yönetimi birbirine girdi; parasını alamayan oyuncusu isyan etti; ikinci yarıdaki beş maçında sadece iki gol atabildi; en pahalı transferi, ırkçılık yapıldığını ileri sürerek ülkesine döndü; Avrupa ve Türkiye Kupalarından sonra Lig şampiyonluğu da hayal oldu…
“Cehaletin bu kadarı ancak tahsille mümkün olur” demiş Sakallı Celal. Rezaletin bu kadarı “ne” ile ya da “kim” ile mümkün oldu acaba?…
***
Mor
Önce forma renklerinde başladı bozulma, oradan tüm camiaya yayıldı. Bordo ile maviyi birleştirip mosmor olduk sonunda. Üzüldük, utandık, bozulduk, kirlendik. “Tüm renkler hızla kirleniyordu, birinciliği beyaza verdiler” diyor ya şair; bilin ki, bugünleri göremediğindendir.
***
Menacer Aranıyor
Ülkemizin güzide bir spor kulübünde; yılın muhtelif mevsimlerinde geçici işçi statüsünde “genel”, “teknik”, “idari”, ve “ticari” menacer unvanları ile çalışacak; askerliğini yapmış, seyahat etmeye manisi bulunmayan, hafta içi bir gün İstanbul’a giderek kulüp başkanına rapor verecek, bazı yöneticilerin kamp yapılan otellerdeki davranış kalıplarına karışmayı aklına getirmeyecek, asgari yetki ve azami sorumlulukla çalışmayı kabul edip takımın kötü gitmesi halinde suçu üzerine alabilecek “kilit personel” aranmaktadır.
***
Karşılıksız
“Çok ilginç” dedi bir dostum; “Trabzonspor’un bu sezon oynadığı lig maçlarının yarısından çoğunda karşılıklı gol olmamış.”
Neden ilginç olsun ki, dedim içimden; karşılıklı sevgi, karşılıklı saygı, karşılıklı güven gibi değerlerin yok olmaya yüz tuttuğu bir kulüpten başka ne sonuç bekleyebiliriz ki?..
***
“e” hali
Sayın Başkan’ın “Devi ben yarattım” sözüne bakıp da Trabzonspor Efsanesi’ni kimlerin yazdığını tartışacak değiliz. Ancak… Trabzonspor Kulübü’nün mevcut hacmini ölçü alarak isim koymanın bazı sakıncaları olduğunu da belirtmek zorundayız. Kulüp, son yıllarda devden başka bir şeye benzemeye başladı zira. Hani “Boynun eğri” diye takılanlarlara “Nerem doğru ki” der ya !..
***
Canavar
Bir yanda, Lemi, Soner, Hamdi, Hami ve Tolunay’dan sonra Ogün’ün ve birkaç oyuncunun daha gözden çıkarıldıkları haberi; diğer yanda, Sayın Yılmaz’ın “Devi ben yarattım” manşeti. Yok, yok “Trabzonspor Efsanesi”nin nasıl yazıldığını, “Dev”i kimlerin yarattığını tartışacak değiliz. Konuşulması gereken asıl konu, kendi çocuklarını bile yiyen bu “Canavar”ı kimin yarattığıdır. Başka bir şey değil !..
***
Suçlu bulundu.
Sayın “basın sözcüsü”nün, klonlama gerçekleştirmiş genetik mühendisi edasıyla çıkladığı kararlar paketinin her maddesi birbirinden çarpıcı; ama içlerinde en ilginci, Ogün’ün kadro dışı bırakılma nedeni:
“Basın toplantısına katılmak suretiyle kulübü küçük düşürmek”
Hangi kulüp mü?
Hani; başkanının genel kurulu terk ettiği, yöneticilerinin toplumun önünde para kavgası etmekten kaçınmadıkları, yıldız oyuncuların hedef gösterilmelerinin adet haline getirildiği kulüp var ya; O işte!..
12 Mart 1999, Fanatik
Sahte Futbol
Bastıkları sahte maç biletlerine “Trabzonspor” yerine “”Trabsonspor” yazan vatandaşlar yakayı ele vermişler, vermesine de; bu arada, önemli bir mesaj da vermişler camiaya: “Ne kadar futbol, o kadar imla!..”
***
İmam-Cemaat
Görgü şahitlerine göre; Ogün kardeşimiz, başkanı karşısında elini cebinden çıkarmamış.
Başka ne bekliyordunuz ki, muhteremler!
Çocuk, büyüklerinden ne gördüyse, onu yaptı. O, ülkenin en eski kulübünün yetmiş yaşındaki başkanını misafir ederken ceketini sırtına atıp bir eline sigarasını, öteki eline tesbihini takan başakan kaptanıydı.
Tipik bir “İmam-Cemaat” vak’ası yani!..
***
Bakış açısı
Şu Fenerbahçeli dostlarımız da bizden tuhaf vallahi. Oynamadığı dört maçın kaybedilmesi nedeniyle, Murat Yakın’a ceza vereceklermiş. Çocuğa, “Allah senden razı olsun. Oynadığın hiçbir maçı kaybetmedik.” Demiyorlar da!..
***
Israrlı arama
Ogün’ün affedilmesi güzel bir gelişme elbette. Lakin, marifet, ne futbolcuyu kadro dışı bırakmakta, ne de takıma geri almakta. Trabzonspor’un ihtiyacı; sporcusuna, disiplini, şevkati ve istikrarı birlikte yaşatacak bir yönetim şeklidir. Ve, bunu bulana kadar da araması gerekir…
***
Ali yazar, Veli bozar…
Ogün’e cezayı başkan veriyor; ama af kararı “Divan Başkanı-Asbaşkan-Teknik Direktör-Kaptan” toplantısından çıkıyor.
Bu nasıl bir iştir?
“Kurumlaşma” diye diye, kulüpte bir “Tahkim Kurulu” ihdas edildi zahir!..
***
İstifa salgını
Trabzonspor’da istifasız hafta geçmiyor. Şimdi de Ahmet Kul, bilmem kaçıncı kez, istifa etti. Başkanın, bu gidişe radikal bir önlem alması lazım artık. Kendisine, “İstifalardan Sorumlu Başkan Yardımcısı” seçsin mesela!..
19 Mart 1999, Fanatik
Ah o zaman!
Fenerbahçe yenilgisinin ertesi günü, bir maç yazısının başlığı: “Zaman tamam!”
Yazan: Muhittin Öztürk, Trabzonspor yöneticisi.
Bu durumda, aklınıza ne gelir, yönetimin vadesinin dolmuş omasından başka?
Ama, değil işte. Muhittin bey, bu oyuncu kadrosunun vadeyi doldurduğundan, önümüzdeki sezonun hazırlığının yapılması gereğinden dem vurmuş yazısında.
Anlayacağınız, hevesimiz yine kursağımızda…
***
İçimdeki Fener Aşkı
Aşk nedir?
Bu, çok sorulan ve çok farklı şekillerde karşılanan sorunun ilginç bir yanıtı, geçen pazarki spor sayfalarında saklıydı. Kalesinde devleşip takımını farklı yenilgiden kurtaran Trabzonspor kalecisi Milosevski’ye iki ya da üç yıldız, kalesine ilk kez yetmişinci dakikada şut isabet eden Fenerbahçe kaptanı Rüştü’ye her gazeteden dörder yıldız.
Evet dostlar, “aşk” işte budur ve gözü de kördür!..
***
Office-team
Tüm Trabzonsporlular, Fener maçındaki oyundan şikayetçi. Bizim takımın, koca bir ilk yarı boyunca etkili bir atağı olamamış.
Doğru olmasına doğru da, takımın geçen haftaki performansına daha iyimser bakabilmek de pekala mümkün hani. Bizim takım, karşı kaleye gidemedi; ama uçaktan iner inmez başkanın ofisine gitti mesela. Hiç yoktan iyi değil mi yani!..
***
Ne vizyon, ne vizyon
Haber çok ciddi(!): Trabzonspor’da revizyon hazırlığı varmış.
Yok, karşı değiliz, revizyon yapılsın yapılmasına da,; iki sene boyunca bir takım oluşturacak sayıda oyuncuyu kulüpten gönderip yerlerine bir o kadar futbolcu transfer etmek işine başka bir isim bulmak gerekecek şimdi. “Rezilyon” falan gibi!..
***
Çözüm çok kolay
Biliyorsunuz, Trabzonspor yazarları, “Gerçek Trabzonsporlular” ve “Trabzonspor düşmanları” şeklinde ikiye ayrılıyorlar. Birinci gruptakiler genelde “başkansever” olup mevcut perişanlığın faturasını, rotasyon sistemiyle teknik adamlara, futbolculara ve eski yönetime çıkarıyorlar. Kendi akıllarına pek parlak fikirler gelmese de(!), eleştiri yerine öneri getirmenin doğru olacağını savunuyorlar; yemeyip içmeyip, ikinci gruptakileri suçluyorlar.
Bendeniz fahri yazar olduğum için grubum falan yok; ama Trabzonspor için bazı önerilerim var: Dürüstlük, doğruluk, gerçekçilik, her alanda iyi ahlak, samimiyet, görgü, hoşgörü, birlikte yaşam kültürü, tevazu, şefkat, çalışkanlık ve fedakarlık…
Şüphesiz, basit, sade ve fakat çok geçerli özellikler. Ne dersiniz efendiler!
25 Mart 1999, Fanatik
Dostluğun böylesi…
Son yıllarda, her kriz dönemini bir Trabzonspor zaferiyle atlatmayı adet haline getiren Fenerbahçe’nin son beş maçtaki tek galibiyeti, yine Trabzonspor’a karşı.
Ders olsun, Trabzonspor ile Fenerbahçe’yi düşman gibi göstermeye çalışanlara; bizden daha sadık “kötü gün dostu” bulabilirler mi acaba?..
***
Şarkılar kimi söyler?
Bir tv kanalının spor bülteninden: “Gençlerbirliği’ni farklı mağlup eden Trabzonspor’da yeniden şampiyonluk şarkıları söylenmeye başlandı.”
Şampiyonluk şarkısı söylemekle şampiyon olunur mu a’dostlar?
Bilirsiniz, aşıklara faydası olmayan nice aşk şarkıları vardır.
Örnek mi:
“Hiç şansım yok aşktan yana”
“Ben sevdim, eller aldı.”
“İşte deve, işte hendek!”
***
Bitmedi gitti.
Trabzonspor’da bitmek tükenmek bilmeyen çalkantıların, sert tartışmaların üzerine acılı sos olan Campbell, nihayet Trabzon’dan ayrıldı.
O gitmesine gitti de, kavga bitecek mi peki?
Nerdeee? “Yorgan” değildi ki bizim İngiliz, sadece “yamyam”dı!..
***
Millenium
Trabzonspor’da son dönemlerde yeterli transfer yapamamakla suçlanan yönetimlerin açıklamaları hep aynıydı:
- “2000’li yılların takımını kuruyoruz.”
Bu sezonu erkenden kapatınca, 2000’li yılların takımını kurmak artık fantezi olmaktan çıkıp zorunluluk oldu. Lakin, önümüzdeki yıl göreve gelecek yönetimin işi pek de zor olmayacak. Onlar nasılsa 3000’li yılların takımını kurmaya çalışacaklar. Aceleye ne hacet!..
1 Nisan 1999
İngi-laz
İlk geldiği gün, şampiyonluk kelimesini telaffuz etmedi. Sonra, nasıl olduysa, kendini kaptırıp şampiyonluktan bahsetti.
Ligin ikinci yarısındaki seri başarısızlıklar bu kez O’na “Ben şampiyonluk sözü vermedim.” dedirtti. Ardından, üç büyüklerin puan kaybettiği bir haftayı galibiyetle kapatınca şampiyonluk iddiasını kaybetmediğini ilan ediverdi; hem de, ligin bitimine dokuz hafta kala on puan geride ve dördüncü sıradayken.
Olacağı buydu aslında. Bir İngiliz!in hepimizi İngiliz yapacak hali yoktu ya; biz Gordon’u kendimize benzettik sonunda…
***
Forma? Sorma!
Yok arkadaş! Biz bu forma işini çözemedik bir türlü. Trabzonspor, yıllarca ciddi bir forma rüküşlüğü yaşamıştı; bu sezon da renkleri zor tutturdu. Beşiktaş, yeni adı altında yetmişli yılların modelleriyle çıkıyor sahaya. Galatasaray’ın da, bir tek Şampiyonlar Ligi forması var gözleri etkileyen. Son olarak, milli takım, garip bir formayla çıktı Avrupa podyumuna; gri kazak üzerine kısa kollu beyaz önlük giymiş sağlık personeli pozlarında.
Neyse… Kanatları kullanmayı öğrendik ya sonunda, renkleri kullanmayı da öğreniriz yakında!..
***
Kesin dönüş
İki yılı aşkın süredir bir yaptığı diğerine uymayan, her verdiği karar bir öncekiyle çelişen “çekirdek yönetim”in şimdiki hedefi, yıldızları göndererek alt yapıya yönelmekmiş.
Oh ne ala, ne ala! “Dünya çapında yıldızlardan süper bir kadro kuracağız.” diye geleceksiniz, sonra para eden ne kadar oyuncu varsa satıp kulübü harabeye çevireceksiniz.
Adres alt yapıysa, rahat bırakın Trabzonspor’umuzu. O, kendi kendine döner özüne. Siz, bir zahmet, şahsınızı dönecek yer arayın, acele!..
***
“Mold”lar Ülkesi
Avrupa Şampiyonası elemelerinde bir takımı yendik yenmesine ama, kim olduğunu tam anlayamadan.
Kimi, “Moldova” diye yazdı, kimi “Moldava”. Bazı sayfalara “Moldovya” şeklinde girdi, bazılarına “Moldavya”.
Ey Şenez Erzik!..
Koy lütfen ağırlığını şu UEFA’ya. Böyle zor isimli ülkeleri vermesinler bizim gruba. Milli takım için sorun yok da, basın henüz hazır değil bu duruma!..
8 Nisan 1999
Kazan doğurdu !..
Geçen haftaki köşemizi okumak üzere gazeteyi elime aldım, aman o da ne! Kaptan Ünal, bizim ameliyat masasında. Allah Allah, benim böyle bir yazım yok ki! Hemen ev sahibim Mehmet Tan’ı arayıp “Bu durum nedir?” diye sual etttim. Bizim “kazan” doğurdu, dedi Sayın Tan. Doğum, sezeryanla gerçekleşmiş zahir, ameliyat masasında olduğuna bakılırsa.
Neyse, Nasrettin Hoca’nın torunlarıyız neticede; elbet sineye çekeriz, bir gün kazan ölmedikçe !..
***
Parmağında yüzükler
Birkaç sezondur ilginç bir moda sergileniyor sahalarımızda: Gol attıktan sonra yüzükten tribüne öpücük göndermek. Kimi hanımına yolluyor öpücüğü, kimi yavuklusuna. Bana pek romantik gelmiyor doğrusu, arabesk kültürün bir örneği işte. Lakin, şeref tribününde purosunu tellendiren “Başkan Baba”ya selam çakmaktan daha soylu bir davranış yine de…
***
Bazıları daha eşit
Ne zaman ki, üç büyüklerden biriyle oynadığı karşılaşmada canı yakılan bir kulübün sözcüsü İstanbul kulüplerinin kayrıldığından dem vursa, malum sert cevap hazırdır: “Anadolu-İstanbul ayrımı yapmak bölücülüktür!”
Tehdide bakınız lütfen. Peki, bir de dönüp ekrana bakalım şimdi: Önce “Maraton”, sonra “Lig Pazarı”. Önce üç-dört kulüp, peşinden figüran rolü biçilenler. Gözünü sevdiğimin Türkiye Ligi, bütün takımlar eşit ama bazıları daha eşit…
***
Vize Memurları
Ligin tepesindeki iki takımın da fikstüründe Avni Aker deplasmanı olması bizim cepheye yeniden hareket getirdi. Bazıları zevkten dört köşe, şampiyonu Trabzonspor belirleyecek, diye.
Bırakın bu komiklikleri efendiler! Madem şampiyonun adını belirleyecek olanağımız ve gücümüz var, niye bir türlü kendi adımızı yazdıramıyoruz?
Söyleyin niye ?..
***
Hesap ortada
Adanaspor maçında 18 kişilik kadro hakkına mevcudumuz yetmedi, 17 kişilik liste verdik hakemlere. Yabancı oyuncu sayısımız ise sadece “1”, yazı ile “bir” idi. Oyuncu değişikliği falan da yapmadık, çoğu maçta olduğu gibi.
Şimdi…Sezon başında “beşinci yabancı” için olumlu fikir beyan eden yöneticilere önerimdir. Takım kadrosunun 14’e, yabancı sayısı ile oyuncu değişikliği haklarının da 1’e düşürülmesi için tezelden federasyona başvurun! Böyle basit hesapları bile beceremiyorsanız da, bari bir muhasebeci tutun.
***
Eller eller
Eskiden futbolcular, sarfettikleri bazı sözler nedeniyle ceza alırlardı ya, şimdi durum değişti. Bizim Ogün, başkanının karşısında “el”ini cebinden çıkarmadığı için kadro dışı bırakılmıştı; Fenerbahçeli Rüştü ise, Beşiktaş maçı öncesinde “el”ini kestiği için aynı akıbete uğradı.
Ne güzel ! Sonunda “el” birliğiyle futbolumuza çağ atlattık. “Dil yâresi” dönemini kapandı, “el yâresi” çağındayız artık!..
18 Nisan 1999
Kendini bilmek
Trabzonspor’a adım attığı günden beri ismi hep polemiklerle anılan, son zamanların da aranılan ekran kavgacılarından biri olan sayın yöneticinin beyanatına bakınız lütfen:
- “Bu kulüpte görev yapmak isteyenler, güvenilirliklerini ispat etmek zorundalar.
Trabzonspor aklıselim bir kulüptür, her insana başkanlık, yöneticilik payesi vermez.”
Kurban olduğum Rab’bim, bendeniz kulunun bu yönetim hakkında bir şey yazmasına gerek bırakmıyor ki aslında. Bizim onlar için içimizden geçirdiklerimizi, kendi ağızlarından söyletiveriyor işte!..
***
Zıplayan Avrupalı
Bugün Avrupa’da adını sadece “yamyam” tartışması ile duyurabilen Trabzonspor, çok değil iki üç yıl önce Avrupa’da ilk 100 kulüp içinde ve tüm Türk kulüplerinden daha yukarıda yer alıyordu. Şimdilerde, Avrupalıların hesabına göre; Gaziantepspor, Kocaelispor ve İstanbulspor’un bile altında 290.sıraya düşen Trabzonspor’a bakınca Sakallı Celal’in Avrupalılaşma hayali kuran Türkiye’yi tanımlaması geliyor aklıma: “Hızla doğuya doğru yol alan bir geminin güvertesinde batıya doğru koşturan yolcu.” Başkan Yılmaz’ın Trabzonspor’u da öyle bir şey işte : “Hızla aşağı inen asansörün içinde yukarı doğru zıplamaya çalışan biçare!..”
***
Gidişat
Biz her fırsatta Trabzonspor’un bu yönetim anlayışıyla başarılı olamayacağını yazıyoruz ya, malum yazarlar bize içten dıştan kızıyorlar; UEFA mücadelesi veren takımın huzurunu bozuyormuşuz, diye.
UEFA Kupasına katılma hakkını elde edersek biz yine onlardan daha çok ve daha içten seviniriz de, her hücresinde büyük sorunlar taşıyan bir kulüp UEFA Kupası’na gidince kurtulacak olsa keşke.
Efendiler! Trabzonspor’un kurtuluşu kendisinin bir yere gitmesinde falan değil ; aksine, birilerinin Trabzonspor’dan gitmesinde! Ah şunu bir anlayabilseniz…
***
Gramofon Kalemler
“Başkanüzmez” Trabzonspor yazarlarının son haftalardaki ilgi alanı “Fatih-Selahattin” ikilisi. Hafta içinde yazılanlara bakılırsa, bu ikili öyle büyük bir uyum içinde ve öyle müthiş bir performans gösteriyor ki, sormayın gitsin. Lakin, hafta sonu takke düşüyor, futbol görünüyor. Fatih ile Selahattin, 40 metre ara ile oynuyorlar ve koca maç boyunca birbirlerine üç kerecik olsun pas veremiyorlar. Yok, varsın veremesinler; bu iki genç kardeşimizin nasılsa er ya da geç Trabzonspor’u taşıyacak düzeye gelecekleri kesin. Ancak bu yıldız adaylarını destekleyen yazarların amaçları başka. Bir zamanlar maddiyat mangalında kül bırakmayan mevcut yönetim, Campbell’ın kaçmasına fırsat yarattı, Vugrineç’i de haziran ayında “nakit”e çevirmeyi kafasına koydu ya, şimdi “başkanüzmez”ler vasıtasıyla kamuoyuna, iki ekonomik yerlinin iki pahalı yabancının yerini tutabileceği fikri dayatılmaya çalışılıyor. Samimiyet lütfen! Ne olur, bir parça samimiyet!..
***
Hava atışı !..
Bizim uşaklar, Karabükspor-Trabzonspor maçını kahvede televizyondan seyrediyorlar. Takım perişan, dakikalar tükeniyor, tedirginlik had safhada. Bir Karabükspor atağı sırasında spikerin sesi kesiliyor ve ekrandaki görüntü donuyor. Beş on saniyelik ilk şaşkınlıktan sonra Dursun, Temel’e dönüyor:
– “Ula Temel, Allah vere da ha bu pozisyon gol olmasa.”
Temel, bir futbol çok bilmişi, Dursun’a havalı bir bakış fırlatıyor :
- “Gol olsa da sayilmaz ki Tursuncuğum. Oyun, yayinun kesildiği yerden hava atişiylan paşlar!..”
30 Nisan 1999
Mertlik esastır.
Mehmet Ali bey, sonunda beklenen açıklamayı yaptı: Haziranda bırakıyor.
Epeydir yeni yönetim arayan gözler, artık daha da açılacak. Lakin, ilginç bir durum var. Benim gözümde hiç şansı olmayan iki yıpranmış ismin dışında kime sorsanız, başkanlığa talip olmadığını söylüyor. Oysa, biz biliriz, gizliden gizliye ne hesaplar vardır bazılarında.
Evet, Mehmet Ali Yılmaz’ın, Trabzonspor’u yönetiş tarzını içime sindiremiyordum; ama O, en azından, aklından geçeni açıkca söylebilecek cesarete sahipti.
Demem o ki; ey Trabzonspor’un idaresine içten içe talip olanlar! Sizleri, Mehmet Ali Yılmaz’ın parasıyla kıyaslamam. Ancak… Hiç değilse Yılmaz’ın onda biri kadar mert olmak zorundasınız. Ona göre!..
***
Adam gibi
Trabzonspor’un ciddi ve uzun süreli bir “yeniden düzenlenmeye” ihtiyacı olduğu açıktı. Bunun, mevcut yönetim zihniyetiyle yapılamayacağı da. Başkan Yılmaz vadeli istifasını açıkladığına göre, yakında, çok şeyler beklenecek bir yeni yönetim seçilecek demektir.
Dünyada, sadece “seçim” yaparak, gelişmişlik düzeyini yakalayan bir ülke yok. Amerikalılar da, aya, “istifa müessesesi” ile gitmediler.
Bize plan lazım, proje lazım.
Kültür, görgü ve bilgi lazım.
Bunlara sahip adamlar lazım.
En önemlisi…
Trabzonspor’a yönetici olduğu için adamdan sayılacak değil, adam olduğu için Trabzonspor’a yönetici yapılacaklar lazım!..
***
Projeci Aday
Trabzonspor’a başkanlık yaptığı kısa dönemde geliştirdiği “Kaleci Şenol Güneş’i santrfor oynatmak” gibi müthiş projelerle tarihe geçen bir hemşehrimiz yeniden kulüp başkanlığına adaymış.
Yeni projeleri de fena değil; ama ben “Trabzonspor Havayolları” fikrini pek tutmadım. Bize, kentimizin konumu itibarıyla “Trabzonspor Vapur İşletmeleri” daha uygun düşer, bana sorarsanız. Hem, Kayseri, Van, Ankara, Bursa gibi limanlı(!) deplasmanlara da vapurla gider geliriz ; püfür püfür, ferah ferah!..
7 Mayıs 1999
Gündemde “koltuk” var.
“Trabzonspor’un şampiyon olup olmaması elbette önemlidir; ancak bugün gelinen noktada asıl dikkat edilmesi gereken Trabzonspor’un rezil olup olmayacağıdır.” derken ciddi idim.
İşte Galatasaray maçındaki olaylar ve sonrasında gelen iki maçlık ceza. Gazetelere, televizyonlara malzeme olunması da caba.
Hey gidi, sevdasından klavyeler eskittiğimiz Trabzonspor!
Kala kala, koltuk sevdalıları ile sahaya attığı koltuk kadar aklı olmayanların eline kaldın ya. Bu ayıp da bize yeter!
***
Doksan iki
Fenerbahçe ne zaman şampiyonluk yarışına erkenden veda etse gazetelerimizin spor sayfaları Kanarya’nın transfer müjdeleri ile dolup taşar. Hüzne mahal yoktur; zira yönetim on bir mevkiye yetmiş iki milletten transfer yapmak üzeredir.
Gelin, bu hoş telaşa biz de bir katkıda bulunalım. Şimdi, Fenerbahçe doksan ikinci yaşını kutluyor ya, bu yıl tam doksan iki transfer yapsın! Başı-sonu, altı-üstü değişmez şu anlamsız ligimize ne anlamlı bir renk gelmiş olur değil mi?..
***
Apo zaten Fener’de !
Eskiden mevsimlik haberdi, artık mevsimi, turfandası karıştı; Fenerbahçe sayfaları ile Trabzonspor sayfalarının ortak bir paydası var:
“Apo, Fenerbahçe’ye gider mi, gitmez mi ?”
“Abdullah satılsın mı satılmasın mı ?”
Bana sorarsanız, bu muhabbet tümden anlamsız. Trabzonspor, yönetim anlayışıyla, yıldız futbolcu öğütme politikasıyla, spor yazarıyla, tribündeki taraftarıyla her geçen gün, bir zamanların anlı şanlı Fenerbahçe’sine daha fazla benzemeye başlamışken; Trabzonspor, Fenerbahçe’leşmişken…
Abdullah niye Fener’e gitsin ki?..
***
Alt Yapı !..
Mehmet Ali Bey, kimilerine göre “vadeli”, kimilerine göre ise “dönmeli” istifasını açıkladıktan sonra çok ilginç saptamalar ve vecizelerle çıkıyor manşetlerimize.
Mesela, Trabzonspor’un başarısız olma nedenlerinden biri, eskiden mahalle berberine tıraş olan futbolcuların artık kuaför-manikür trendine girmeleriymiş.
Sayın Yılmaz’ın tesbiti doğru olmasına doğru; ama soruna çare bulabilmek açısından biraz yüzeysel galiba.
Bence şu konu mutlaka incelenmeli:
Efsane takımın oyuncularını, hepimiz gibi rahmetli Hasan Katırcı sünnet ederdi. Bugünün alt yapısındaki yıldız adayları ise kim bilir hangi üroloji profesörüne sünnet oluyorlar. Yarın büyüdüklerinde, bu çocukları oynat oynatabilirsen!..
***
Bilimsel Çözüm
Anneler Günü’nde, gazetelerde ilginç bir haber vardı: “İyi annelik geni bulundu!” Okurken nasıl sevindim, nasıl ümitlendim bilemezsiniz. Bu bilim adamları ne yapar ederler, üç vakte kadar “iyi yöneticilik geni”ni de buluverirler. Biz de, yönetim kurullarını, seçimle değil genetik tarama yöntemi ile oluştururuz inşallah!..
***
“Onur”–sal Başkan
Sayın Yılmaz, vadeli istifasını açıkladı açıklayalı, Trabzon şehrinin ve Trabzonspor Kulübü’nün her köşesini topa tutuyor. Buna karşılık, kimi muhatabı çeşitli volümlerde yanıt vermeye çalışıyor, büyük çoğunluk ise “Bana bir şey diyen yok nasılsa” felsefesiyle kafasını öte yana çeviriyor. Yapmayın efendiler, toplumsal onurumuza sahip çıkalım! “Komşusu aç iken kendi tok yatan bizden değildir” diye öğretmişlerdi küçükken; komşusu hakarete uğrarken kendisi sessiz kalan kimden acaba?..
***
Gözünü sevdiğim
Şimdi, bendeniz ve benim gibi birkaç Ankaralı objektif kalem iki sezondur Trabzonspor’un içinde bulunduğu yönetim ve ilke sorununu yazıp duruyoruz ya, Trabzon’daki bazı dostlarımız bu tutumumuzu sert şekilde eleştiriyorlar. Biz, nasıl olup da böyle uzaktan ahkâm kesebiliyormuşuz. Bakın arkadaşlar, nasıl ki uzağı görmeyi zorlaştıran “miyopluk” denilen bir hastalık varsa, yakını görmeyi engelleyen de “hipermetropluk” diye bir illet mevcut. Ve, yaş ilerledikçe uzağı daha iyi, yakını ise daha zor görmeye başlıyor insan. Bilmem anlatabildim mi?..
***
Camia
Bizim Galatasaray karşısında sergilediğimiz tribün kepazeliğinden sonra, İnönü’de peş peşe iki Beşiktaş-Galatasaray maçı izledik. O müthiş taraftarın, yürüyecek hali olmayan takımına verdiği büyük desteği ve lig maçının ikinci yarısında ölü Beşiktaş’ı nasıl dirilttiğine şahit olduk. İşte, bizden çok fazlası olmayan Beşiktaş’ın lig ve kupada üzerimizde oluşunun açıklaması, takımına en kötü gününde hayat veren o taraftar ile takımın en kötü döneminde bile soğukkanlılığını yitirmeyen yönetim kurulunda gizlidir. Yani… Sahaya “takım” çıkar ama sonucu “camia” belirler.