Büyük Yazılar, Büyük Nefretlerden Doğar
Seksenli yılların ilk yarısında henüz ayaklarım çalışır durumda olduğundan daha böyle elime, kalemime vurmamıştı. Her iki ayağını da kullanabilen, klasik tabiriyle kaleci hariç her mevkide oynayabilen, çok iyi gol koklayan ve müthiş bir oyun zekâsına sahip olan nadide bir futbolcuydum. Dahası devir , Arjantinli Ardiles ve Fransız Giresse gibi kısa boylu yıldızların devri olduğundan modayı izleyen bir teknik direktör için bulunmaz bir nimettim. Gerçekten de oyun anlayışım ve saç modelim ile Giresse’e çok benziyordum. Hatta ondan fazlam bile vardı. Yere daha az düşüyor ve düştüğüm zaman daha çabuk doğrulabiliyordum.
***
Önceden yazdığım gibi , bizim Menacer Cezmi Turhan okul takımlarımızın hocasıydı. Zatıalimin yüksek futbol kalitesine ve teyzemin oğlu Cüneyt Memişoğlu’nun kendisinin Şekerspor’dan takım kaptanı olmasına aldırmaz ; bırakın üniversite takımını , fakülte takımında bile beni ilk onbire almazdı. Ne yalan söyleyeyim , bu durum beni derinden yaralardı. İşte daha o zamanlar ben bu Cezmi Turhan’a gıcık olmuştum arkadaş. Acaip bir kin ve nefret besler , kendi kendime “ Hoca hoca ! Ben senden bunun acısını bir gün fena çıkaracağım “ der dururdum.
***
Demesine derdim ama , bu soylu intikam için elime nasıl bir fırsat geçeceğini de bilemezdim. Aslında ilerki yıllarda birinci sınıf bir spor yazarı olacağımı az çok tahmin edebiliyordum. Fakat ; doğruyu söylemek gerekirse , ki böylesine hassas ve önemli bir yazıda mutlaka gerekir , Cezmi Turhan’ın profesyonel futbol antrenörü veya büyük kulüp menaceri olacağı hiç aklıma gelmemişti.
***
Cezmi Turhan Trabzonspor’a menacer olunca 13 Şubat 1997 tarihli Karadeniz’de “ Güç bende artık ! “ başlıklı bir yazı yazarak kendisine bir hoşgeldin dedim. Daha sonra da yaklaşık onbeş yıllık kinimi çeşitli gazetelerde , muhtelif yazılarla çıkarma cihetine gittim. Çünkü ; nihayetinde ben de bir insandım ve kinime , hırsıma , zaaflarıma yenik düşme hakkına sahiptim. Bu durum eski hocamın pek hoşuna gitmedi tabii. Yıllar sonra Amerika’dan geri döndüğüne pişman olduğunu yakın dostlarına fısıldamış. “ Böyle yapacağını bilseydim o zamanlar Hakan’ı takım kaptanı yapardım “ falan demiş.
***
Neyse ; Allah büyük lâkin yerim küçük , şöyle bir toparlayayım. Cumartesi sabahı Cezmi Bey , bizim Hamza Mısır aracılığıyla beni telefonla arayarak bir takım arzlarda bulundu. Bundan kelli kendisi hakkında lehte ya da aleyhte hiç bir şey yazmamamın mümkün olup olamayacağını sual etti. Valla , aslında onun bu cesur girişimini takdir ettim. Hadi gizlemeyeyim , biraz da korktum. Zira Cezmi Hocam benim yaklaşık dört katım kadar bir hacme sahipti ve cüssesinin bir kısmını benimle kavga etmeye ayırsa bile geri kalanıyla İntertoto düzeyindeki bir kulübümüzde rahatlıkla menacerlik yapabilirdi. Ben ise o meşum kavgadan sonra bırakın yazarlığı okurlukla bile uğraşamayabilirdim.
***
İşte böyle bir ihtimalin varlığı , benim spor yazarlığı kariyerimde bir dönüm noktası oldu. Artık Cezmi Turhan hakkında bir satır bile yazmamaya karar verdim. Kin ve nefretimi dizginlemek için yoga , transandantal meditasyon ve akupunktur gibi daha az travmatik yöntemleri tercih edeceğim. Ve bunu hem kendim , hem Cezmi hocam , hem de Trabzonspor için yapacağım. Çünkü; üçüne de bazen kızıyor olsam da , aslında hepsini çok seviyorum. Bu nedenle akıl defterime şöyle bir not düştüm : “ Bir daha Cezmi abi ile ilgili yazı yazılmayacak. Sadece Yılmaz abiyle idare edilecek “ …
20 Temmuz 1997