İhsan Oktay Anar hoca ile birlikte edebiyatımızın en iyi sarmal kurgucularından biri olduğunu geç de olsa fark ettiğim Yunus Nadi ödüllü Ayfer Tunç’un Yeşil Peri Gece’sini okuduktan sonra retrospektif bir okuma yapmak farz olmuştu. Daha önce sadece “Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek” vardı kitaplığımda.
Bir Karadeniz kentindeki bir Ruh Sağlığı merkezinden hareketle hayatın tümünü anlatan “Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi” romanıyla başladım. Olağanüstüydü. Sırada “Taş-Kağıt-Makas” vardı. Adını bir doktorun ağzından anlatılan üçüncü öyküsünden alan kitap insan ruhunda dokunmadık yer bırakmıyordu.
Bilindik bir oyun Taş-Kağıt-Makas: Makas kağıdı keser, kağıt taşı sarar, taş makası kırar. Şenol Hoca ise bunu “Biz onu yendik, o bunu yendi, o bu da şunu yendi” şeklinde anlatıyor haftalardır, herkesin birbirini yenebildiği bir ligi tarif ederken.
Hoca haklı aslında, bıraksalar herkes birbirini yenecek. Meselâ, 3000. golü tüm haftayı kaplayan Alex’in bacak kırıcı tabanının hakkı daha “Halisane” şekilde verilse, gol atacak ayağı kalmayan Fenerbahçe Belediye’ye yenilecekti büyük olasılıkla. Tamam, taş makası kıracaktı da, o şekilde değildi herhalde. Başka şeyi kast etmiştik biz futbola verdiğimiz yeni oyun adıyla: Makas kağıdı kesecek, kağıt taşı saracak, taş makası kıracak. Düdük adil