Bugüne kadar pek adını sanını duyamadığımız Yeni Zelanda sinema sektörü, öyle cesur öyle delikanlı, öyle iddialı bir yapımla dünyaya açıldı ki, şapka çıkarmamak mümkün değil. Adamlar, John Ronald Reuel Tolkien’in fantastik üçlemesi Yüzüklerin Efendisi’ni, 300 milyon dolara yakın bir harcamayla beyazperdeye uyarladılar ve aynı anda dünyanın dört bir yanındaki 10 bin salonda gösterime soktular. Helâl olsun, keseleri dolsun…
Bendeniz, ilk fırsatta gidip filmi göreceğime dair çoktan kendime söz verdim vermesine de, bu ara Yüzüklerin Efendisi’nden daha önemli bir konu var gündemimde: Düdüklerin Efendisi !..
***
Efendim, bu alemde, iki cihanda, başlıca üç efendi var, desek yalan olmaz hani. Birincisi, bu, Yüzüklerin Efendisi’dir ki, tüm dünyanın sinema salonlarını aynı anda doldurursa doldursun, edebi yönden ne denli değerli olursa olsun, nihayetinde bir masalı tanımlar. İkincisi, kâinatın efendisidir ki, tüm hak dinlere göre tek gerçek, ezeli ve ebedi efendi O’dur. Sonuncusu ise sadece ve sadece bu garip ülkede hüküm sürmektedir ki, adına Düdüklerin Efendisi denir!..
Bu Düdüklerin Efendisi, enteresan bir şeydir. Aslında, her gün gazetelerde ve ekranlarda sıfatını gördüğümüz ölümlülerden oluşan bir komplekstir; lâkin şeklinin şemailinin tam olarak tanımlanması, “Aha budur ! ” denmesi kolay olmayan bir canlı türüdür. Bu efendi, Türk futbolunu canı istediği gibi sevk ve