Genel Futbol Yazıları

Medya Kupası, Nouma’nın

Ülkenin göze en hoş gelen, en güzel futbolunu oynayan iki takımı, ülkenin en güzel kentlerinden birinde, bir turizm cennetinde karşılaşıyorlar. Özellikle Bordo-Mavili renklere gönül vermiş binlerce insan, ülkenin dört bir yanından güneye akıyor. Futbolun ötesinde, resmen bir turizm hadisesi, Sun City’de yapılacak bir güzellik yarışması sanki. Yani, magazinci spor medyası için bile enteresan bir enteresanlık ihtiva ediyor bünyesinde. Ama bunların hiçbiri medyanın ilgisini çekebilmek için yeterli olmuyor. Türk futbolunun iki numaralı kupasına medya öylesine kısıtlı bir yeri layık görüyor ki!

Aslında bu durumu daha yarı finale kalan takımlar belli olduğunda kestirebilmiştik. Kupada İstanbul oligarşisinden temsilci kalmayınca, medyada da kupaya dair haber kalmayacağını biliyorduk. Çünkü medya yastaydı; finalde malum İstanbul takımlarından biri bile olmadığı için tiraj krizine girmişti. “Bunlara spor sayfalarımızda yer vermeyelim de anlasınlar! Öyle bi daha zırt pırt finale falan yükselmesinler!” tavrı hemen belirginleşmişti.

Yaygın medya dediğimiz şey işte bu. Ligin devre arasında yine Antalya’da yapılan Efes Cup’ın finaline bile daha geniş çok yer verilmişti. Zira, orada finalistlerden biri Trabzonspor iken, diğeri “onlardan” biri olan Fenerbahçe idi. Ha bir de sponsor Efes’in tanıtım başarısı vardı tabii.

Final günü ülkenin yüksek sayılacak tirajlı 7 günlük gazetesini ve 2 spor gazetesini alıp inceledim. Yedi gazetenin sadece biri final haberini baş sayfadan duyurmuştu. Oysa, Nouma’nın Beşiktaş ile ilişiğinin kesilmesi haberi yedisinin de baş sayfasında yer bulabilmişti. İki ile sekiz sayfa arasında bir spor yelpazesine sahip bu yedi gazetenin kupa finaline ayırdığı yerin toplam spor yüzey alanı içindeki payı %2.27 ile %29.97 arasında değişiyordu. Ortalama oran ise %13.02 idi. Buna karşılık, Nouma haberleri için en düşük oran %10.18, en yüksek oran ise % 28.51 idi. Ortalama pay ise %16.57’yi buluyordu. Nouma’nın edepsizliği, kupanın güzelliğini gölgede bırakmıştı.

İnsanın aklına şu soru geliyor tabii: bu çarşamba, içinde “Dört Büyük”ten biri olan Trabzonspor ile sezonun flaş ekibi Gençlerbirliği’nin de olmadığı bir final, meselâ, 1987-88’deki Sakaryaspor-Samsunspor, 1985-86’daki Bursaspor-Altay veya 1980-81’deki Ankaragücü-Boluspor gibi bir müsabaka oynansaydı, bu spor medyası ona ne kadar yer ayıracaktı acaba?

İşin bir diğer ilginç yanı ise aynı sayfalarda kupa finalisti Gençlerbirliği hakkında kupa dışı haber miktarının kupayla ilgili olanları geride bırakmasıydı. Ersun Yanal’ın Fenerbahçe’ye transferi ve Cavcav’ın aynı kulübe cevap yetiştirmesi daha ilginç gelmişti bizim Televole’ci, magazinci spor medyasına.

Günlük gazeteler içinde kupa finaline en az yeri Hürriyet gazetesi ayırmıştı (%2.27). Üstelik Hürriyet’in finale layık gördüğü 125 cm2’den dar alan, yan sayfanın sol alt köşesine, hem de kara bir çerçeve içine sıkıştırılmıştı, sanki haddini aşan finalistlere sert bir kınama mesajı verircesine. En yüksek oranlar ise Radikal ve Zaman’a aitti. Ülkenin iki futbol gazetesi Fanatik ve Fotomaç ise baş sayfalarında Nouma olayını neredeyse tek geçerken, iç sayfalarında finali yeterince irdeleyerek geçer notu yakalamışlardı.

Oysa dedik ya, final oyununu ülkenin göze en hoş gelen futbolunu sergileyen takımları icra edeceklerdi. Ve beklenen de oldu. Fırtına gibi bir final, şiir gibi oyun, fişek gibi goller… Perşembe günü yedi gazetenin beşinde kupa şampiyonu baş sayfada gösterdi renklerini. Star ve Sabah gerek görmemişti bu kez baş sayfa haberine. Fanatik ve Fotomaç, baş sayfa da dahil olmak üzere üçer sayfa ayırmışlardı finale. Radikal de kısıtlı spor alanına büyük bir kupa şöleni sığdırmıştı ama, günlük gazetelerin en geniş yer vereni yine Zaman’dı: Baş sayfanın dörtte biri büyüklüğünde fotoğraflı bir haber ve 4 spor sayfasının neredeyse 2 tamı.

Velhasıl, beklenen oldu: İki büyük takım, mertçe ve dostça bir mücadele, muhteşem bir final. Bence her iki finalist kulüp de gerçek futbolseverin gözünde çok şey kazandı. Köklü bir geleneğin ve büyük bir potansiyelin sahaya yansıması olan bordo-mavili oyuncular ve üstün mesleki beceriye sahip hocaları sekiz yıl sonra bir büyük kupayı daha kazandı. Asıl kaybeden ise Gençlerbirliği değil, son yıllarda alışılageldiği üzere, bir kısım spor medyası oldu. Nisan 2003