Dokuz Numara Kimdur
Sonunda karar verdim ki ben iyi bir yazar değilim. İyi yazar olsaydım yazılarımı her hafta düzenli olarak yazardım. Zaten ülkemiz basınındaki iyi yazarların çoğu düzenli yazdıkları için bu ünvana layık görülmüşlerdir. Başkaca bir özellikleri de yoktur.
***
Bunları geçen hafta bu köşenin boş kalması münasebetiyle yazıyorum. Aslında bir yazı yazmıştım. Ancak çok sevimsiz ve karamsar bir yazıydı. Oysa Hamza Mısır kardeşim demişti ki “Hocam, bak Campbell’ı da transfer ettik. Artık güzel şeyler yaz.” Doğruya doğru ; görkemli ve coşkulu bir açılış töreni yapmıştık, üstelik Campbell’ı da açılışa yetiştirmiştik. Daha ne olsundu yani…
***
Gelin görün ki benim fikirlerim ve yazılarım kişilere, gündelik gelişmelere bağlı olamıyor işte. Bu durum bende doğuştan olan bir hastalık, babamda da var. Ben sisteme, uzun vadeye inanırım. Bu nedenle bir pahalı transfer ile herşey düzelecek sanıp da hoş şeyler yazamam. Hoşlukla boşluğu birbirine karıştıramam. Lakin bir yandan da insanların hevesini kırmak istemem. O zaman ne olur ? Müdürüme, “Yazdığım yazıyı basmayın lütfen. Bu haftayı pas geçelim” derim. Siz de yazımı okuyamazsınız.
***
Fakat Trabzonsporlu yüreği bu, hep derim ya, yufkadır. Dayanamam, geçen haftaki yazının en az karamsar olan bölümünü bu haftaki yazıya eklerim. İşte, buyrun okuyun:
Trabzonspor takımı kaç sezondur üç pası bir arada yapamazken Trabzonspor’u taşıyan THY uçağı üst üste sekiz “pas” yapabiliyorsa,
Konuyla ilgilenen tüm tv kanallarının Akçay uçağının Esenboğa’ya sağ salim iniş yaptığını duyurduğu dakikalarda Show TV rating uğruna uçağı hala inememiş gibi gösterip “ayrıntılar az sonra” şeklinde bir alt yazı geçiyorsa,
Aynı Show TV, her akşam “Türkiye, Reha Muhtar’da kendisini buldu” diyor ve maalesef bir gerçeği dile getiriyorsa,
Böyle bir ülkenin liginde şampiyon olsak da olur olmasak da ?.
***
Şimdi başka bir konuya geçiyorum ve çocukluğuma dönüyorum. Tribündeyim, yanımda fanatik bir taraftar var. Yaşı kırk falan, ya da ben küçüğüm ya, bana öyle geliyor. Adam çok ateşli, bizim oyuncuların her hatalı pasında, her gol kaçırışında dümdüz gidiyor. Kimseyi beğenmiyor, eleştirinin bini bir para. Söve saya maçın yetmişinci dakikasına geliyoruz. Bizimki dönüp bana ne soruyor biliyor musunuz ? “La uşağum, habu bizim dokuz numara kimdur ?” Taraftar alüyüsselamın tanımadığı oyuncu kim dersiniz peki ? “Ali Kemal”, rüzgarın oğlu, Trabzonspor’un en ünlü ismi.
***
Yukarıdaki anekdotu neden mi yazdım ? Bizim bazı insanımız ilginçtir. Herşeyi bildiğini sanır. Mangalda kül bırakmaz ; ama bir Ali Kemal’i bile tanımaz. Siz trilyonlarca lira verip Kevin Campbell’i transfer edersiniz, o sahaya çıkan takıma bakıp “Yahu biz bu Misse-Misse kazmasını satmamış mıydık ?” der.
***
Geçen gün aklıma takıldı, uzun uzun düşündüm ve karar verdim. Trabzonspor’un şampiyon olamamasında benim de suçum var. Bu nedenle yeni sezonda takımı daha yakından takip edeceğim. Avni Aker’e daha çok geleceğim. Hem de ilk maçtan başlayarak. Cumartesi günü için maç biletimi aldırdım bile. Olur da beni basın tribününde görürseniz bilin ki, paramla biletimi almış, ancak gazeteci dostlarımla hasret gidermek için o bölüme geçmişimdir. Bence, bilet almadan maça giren taraftarın Trabzonsporluluğu tartışmalıdır. “Ben tezahürat yapıyorum. Sessiz oturanlar bilet alsınlar” demek ya da tam tersine “Ben bilet aldım, beleşçiler bağırsın” diye düşünmek Trabzonsporluluğa sığmaz. Unutmayalım ; “Trabzonspor’a efendilik etmek yoktur, Trabzonspor’a hadimlik vardır !..”