Ameliyat Masası

Bir Kez, Bu Kez

Futbol bir oyun da, yaşam değil mi sanki? Bir koşuşturmaca, bir mücadele, sınırsız bir kazanma hırsı… Günler, bırakın tadına, farkına bile varmadan geçip gidiyor. Hele bu kış bir geçsin, hele şu bayram bir gelsin, lig başlasın, kongre yaklaşsın… Hepsi ama hepsi, itiraz etmeden, sızlanıp yakınmadan sona yaklaşmamız için birer sinsi tuzak.

Şurası kesin: Hepimiz ölüp gideceğiz. Boşuna yazıp durmuyoruz “Kişiler gelip geçici, kurumlar kalıcı” diye. Kişi olarak, kendi çıkarınıza, ne kadar uzun ve ne kadar rahat yaşarsanız yaşayın, son nefesinizi verdiğinizde unutulmaya mahkumsunuz. Oysa, yaşarken, kendizinden çok içinde bulunduğunuz toplum için ya da mensubu olduğunuz kurum için olumlu ve kalıcı işler yapma yolunu seçerseniz, hiç değilse adınızın bu dünyada baki kalması şansını yakalayabilirsiniz.

***

Trabzonspor bir kurumdur. Bu ülkedeki diğer kurumların durumundan ve toplumun genel karakterinden etkilenmeme şansı yoktur. Türkiye’nin genel doğruluk, dürüstlük oranları ve toplumsal ahlâk değerleri hangi düzeyde seyrediyorsa, Trabzonspor’a özel konum da, büyük olasılıkla, oralarda bir yerde olacaktır. Ülke olarak notumuz düşükken kurum olarak yüksek bir derece edinmemiz, ancak kulübümüze ortalamanın epeyce üzerinde ilgi göstermemiz, sahip çıkmamız ve katkı sağlamamız ile mümkündür. Aman ne güzel lâf ettik de, peki Trabzonspor’daki mevcut durum nasıldır?

Nasıl olacak muhteremler; bildiğiniz gibidir. Takım olarak fena değil; ama kulüp olarak feci durumdadır. Kuru gürültü, süslü ambalaj gibi yanıltıcı çabalar haricinde herhangi bir hareket yoktur. Bir zamanlar önüne geleni sürükleyen o azgın ırmak, bugün artık durgun bir göldür. Eline bir tas geçiren her Trabzonsporlunun eksiltmeleriyle, o göl de kurumaya yüz tutmuştur.

***

Şimdi şu mevcut tabloya bakınız lütfen! Sanki yakında bu kulubün yeni yönetimi seçilmeyecek. Sanki aralık ayında kongre yapılmayacak da, rahmetli Trabzonspor için mevlüt okutulacak. Kimsede bir hazırlık, bir hareket izlenmiyor. Aday yok, plân yok, proje yok.

Nasıl olduysa oldu, bu camiada tuhaf bir gelenek yerleşti. Ucundan kenarından Trabzonspor’la hısım-akraba olmuş her vatandaş, aylar, yıllar boyunca konuşur mu konuşur; ama iş kongreye, seçime geldimiydi sus-pus olup oturur. Dün Mehmet Ali Yılmaz’a saymadığını bırakmayanlar, bugün “Yılmaz’sız olmaz!” demeye başlarlar. Çünkü kafalarındaki onlara “Akıllı ol! Oturun oturduğunuz yerde! İhale adamda kalmış zaten. Siz kendi işinize bakın.” öğüdünü vermektedir. Öte taraftan, “Bırakın Allah aşkına! Mehmet Ali Bey para mı vermiş sanki?” diyenlerin kongreye yakın, Yılmaz’a çeşitli para birimlerinden ya da “minnet”ten mürekkep borçları ortalığa çıkar, dilden dile dolaşır.

Aslında bu olayın altında yatan taktik, sorumlu olmadan meşhur olma hevesidir. Trabzonspor başkanlığına aday olmak fazla bir masraf istemez. Birkaç gazetede üç-beş gün haber olsanız milyarlarca liralık reklam giderinden de kurtulursunuz. Hem bu ülkede boş lâftan vergi falan alınmaz; istediğiniz kadar, daha doğrusu diliniz döndüğünce konuşabilirsiniz. Radikal bir çıkış yapmak, ortalığı birbirine katmak mı istiyorsunuz? Bir dolu yerel kanal var, birine çıkıp şovunuzu yaparsınız. Üstelik mantıklı, akıllı şeyler söylemek zorunda da değilsiniz. Reyting yapacak kelimeler seçin yeter.

***

İyi de, bu kulübün hiç doğru dürüst adamı yok mu?” dediniz değil mi? Olmaz olur mu, var elbette. En azından yeterince ve şüphesiz her düzlemde. Şimdiki yönetimde var, eskilerden var, hiç ortaya çıkmayanlar yüzünü eskitmeyenler var. Sesleri pek çıkmıyor, isimleri cisimleri biraz geri saflarda. Sorun, sadece bu insanlarımızı harekete geçirmekte, bir araya getirmekte. Öyle değerlerimiz var ki, birlikte hareket edebilmeleri halinde kendi güçlerinin ayrı ayrı toplamından çok daha büyük bir güç yaratmaları pek mümkün. Bütün iş, bir araya gelebilmekte. Birimizin hepimiz, hepimizin Trabzonspor için olduğunu hatırlayabilmekte.

Hesap kitap ortada. Trabzonspor, zirve yarışı verdiği İstanbul kulüplerine göre daha kısıtlı olanaklara sahip. Bu sayısal olarak da, parasal da böyle. Onların %70 kapasite ile ulaştığı yüksekliğe biz ancak %90 ile varabiliriz. Bizim, elimizdeki hiçbir değeri heba etme, yok sayma, dışlama şansımız yok. Trabzonspor bizim için önemliyse, O’nu en yüksekte görmek istiyorsak, hepimizin, elindekini, beynindekini ve gönlündekini ortaya koyması gerekiyor.

***

Bugün, Trabzonspor takımı ligde iyi bir yerde. Buna karşılık, Trabzonspor Kulübü’nün durumu hiç de iyi değil. Kim, hangi niyetle, hangi amaçla, hangi umutla aksini söylerse söylesin, iyi falan değil. Bu yönetim tarzı ile de asla düzelme şansı yok. Tek çıkar yol, her bir değeri birleştirip eski ruha yeni bir beden kazandırmak. Önümüzde üç aydan daha kısa bir zaman var. Trazonspor’un kurtuluşu, bu süre içinde yapılacak doğru bir analize ve kongre günü gerçekleştirilecek güçlü bir senteze bağlı. Yarından tezi yok ; duvarlar yıkılmalı, köprüler kurulmalı, kucaklar açılmalı. Kaybedecek zaman yok. Bu sefer, başlamak bitirmenin tamamı!..6 Ekim 2000