Bu Yazıda Top Yok
Benim yazarlık geçmişim pek eski değil mâlumunuz. Şunun şurasında bir kaç aydır yazıp çiziyorum spor sayfalarında. Genelde de olumlu ve teşvik edici yorumlar alıyorum. İyi de oluyor. “Yetenek övgüyle gelişir“ demiş atalarımız zira. Bir grup okuyucumuz da var ki , yazılarımı çok beğenmekle birlikte bazen espri ve iğnelemenin dozunu yüksek tuttuğumu düşünüyorlar. Ve yine bazen , ben de onlara hak veriyorum. Beni tanıyanlar bilir. Kavgayı , dargınlığı hiç sevmem. Hele Trabzonlular arasında sürtüşme , çekişme olmasına dayanamam. İşte bu nedenle bu yazıda sahaya inmeden , topa hiç dokunmadan kendi felsefemi anlatmak ve beynimde yarattığım Trabzonsporlu tiplemesini bu sayfaya çizmek istiyorum.
***
Ben , Trabzonlu ve Trabzonsporluların kimseden geri kalmamasını ; hatta tüm ülkeye örnek ve önder olmasını arzuluyorum. Bu nedenle de çağdaş düşünen ve düşündüren insanların yanında yer alırken , tutucu ve yeniliklere kayıtsız olanları eleştiriyorum. Yakın tarihli bir örnek. , Alihan Ekinci kardeşimizin Dundee United’la ilgili araştırması. Bu güzel yazı beni ve sanırım tüm Karadeniz okurlarını çok mutlu etti. Dundee United’ın web sayfasını daha önceden incelediğimden benim için yeni bilgiler değildi ama Trabzon basınında böyle bir yazının yer alması hoş bir yenilikti ; satır satır okudum. İşte Trabzonlu’ya , Trabzonsporlu’ya yakışan budur. Yeniliklere, güzelliklere açık olmalı ; araştırıp öğrenmeli ve öğrendiklerimizi de uygulayabilmeliyiz.
***
Gelelim 30. Yıl konusuna. Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki ; kurum ve kuruluşların kutlamalarını , kişilerin doğum günü partileri ile karıştırmamalıyız. Öyle her yıldönümünün kutlaması olmaz. Klasik olarak , 10. , 25. ve 50. yıllarda kutlama yapılması daha mantıklı ve kabul edilebilirdir ki ; bunlar bronz , gümüş ve altın yıldönümleri olarak adlandırılır. Allah nasip etsin , 100. yılda ise plâtin kutlama yapılır. Ama madem ki biz 30. yılımızı da kutlamak istiyoruz ; onun da bir ön hazırlığı , düzeni ve ciddiyeti olmalıdır. Siz kalkıp akşamın sekizinde oynanacak maçtan sonra bir kutlama plânlarsanız , bu kutlamaya kulüp başkanının gelmesini bir şekilde sağlayamazsanız ve üstelik gecede de hiç bir protokol kuralı işlemez , teknik direktörünüz bile ortada kalırsa onun adı kutlama olmaz. Ve böyle bir kutlama Trabzonspor markasına yakışmaz.
***
İşte anlaması güç bir konu daha : menacerlik tartışması. Görevinden alınan ya da istifa eden ( ki bizim futbol sözlüğümüzde ikisi aynı anlama gelir ) Cezmi Turhan’a bir bakalım. Adamcağızı “ İdari Menacer “ olarak göreve getirmişiz. Sonra üstüne başka bir menacer atayıp Turhan’ı “ Teknik Menacer “ kadrosuna geçirmişiz. O da olmamış ve Turhan idari ya da teknik ön eklerinden bağımsız , tek menacer olarak göreve devam etmiş. Aslında biz “ Tandem Menacer “ diye bir kavram icat etmiş ama bu müthiş başarımızın farkında olamamışız. Yani Cezmi Bey o gün yapacağı göreve göre , ya da o gün başka işlerle uğraşanların yapması gereken görevleri yüklenmek üzere biçim ve sıfat kazanır olmuş. Gün gelmiş , idari menacer olarak takıma forma yaptırmış ; gün gelmiş teknik menacer olarak Dundee United’ı izlemek üzere İskoçya’ya gitmiş.
***
Şimdi , önce bizim ne yapmak istediğimize bir karar vermemiz gerekir. Bu kulübü 1970’lerin sistemi ile yönetip başarılı olmaya mı çalışacağız , yoksa çağdaş bir anlayışla günümüz profesyonel futbol kulüplerine yakışır bir tercih mi yapacağız ? Eğer ikinci şıkkı seçersek , o zaman Amerika’yı yeniden keşfetme şaşkınlığına düşmeden Avrupalıların geliştirdiği sistemi kendi şartlarımıza uyarlayacağız demektir. Yani idari menacer nedir , teknik menacer nedir ve ne iş yaparlar ; bir kere bunları doğru olarak öğreneceğiz. Formaları kim yaptırır , reklâm ve tanıtımdan kim sorumludur , transferi kimler yapar ? Bu soruların cevabı açıktır. Yani çağdaş kulüplerde. “ Efendim , Türkiye’de hangi kulüp böyle çağdaş bir uygulama içinde ki ? “ diye kinayeli bir soru soracak olursanız da “ Orası beni ilgilendirmez. Her şeyin güzel ve doğrusunu bizim Trabzonspor’umuz yapmalı “ derim ben de size.
***
Evet , acilen hayati bir karar vermek zorundayız. Ya çağdaş ve işler bir sistem ; ya da son yıllardır bezginlikle izlediğimiz , rüzgarın esiş yönüne göre yol alan , pas tutmuş bir sistemsizlik. Öyle sanıyorum ki ; Trabzonsporluların büyük çoğunluğu ve belki en önemlisi bu kulübün başkanı birinciyi , yani bize yakışanı tercih ediyor. Ama bir kısmımız da yıllardır “ Küçük olsun , bizim olsun “ parolasıyla ısrarlı bir direnç içinde. Umut ediyorum ki , bu dirençleri fazla uzun sürmeyecek. Çünkü Türkiye’nin ve dünyanın dört bir yanından geniş ufuklu ,