Fotomaç Yazıları

Saatli Tekke Takvimi

Ara transfer takviminin yaprakları tükenirken Trabzonspor’da hâlâ Fatih Tekke tartışması sürüyor. Yönetimin Fatih’i geri almaya niyeti olmadığını bilen de bilmeyen de bir şey yapmaya çalışıyor; adına da toplu halde “baskı” deniyor. Yanal’ın gitmesiyle kolej takımı havasının bozulacağını bildiğimizden sezon başı, Fatih’in, kişiliği konusunda ciddi tereddütlerim olsa da, lider oyuncu ve garanti golcü olarak gelmesinden yanaydım. Heba edilen bir sezonun yarısında gelmesinin ise yararı olmayacağını düşünüyorum. Trabzonspor artık ileri bakmak zorunda.

Yönetim mi haklı yoksa Fatih mi, beni hiç ilgilendirmiyor. En kuvvetli ihtimal iki tarafın da samimi olmadığı. Taraftar baskısı Başkan’ı zorluyordu; ama yönetim içinde, çıkıp nedenlerini erkekçe söylemeseler de, Fatih’i kesinlikle istemeyenler vardı. Belki çok da haklıydılar, lâkin dedik ya, “neden” sorusuna yanıt vermediler. O üyeler sanki Fatih’in eninde sonunda sinirine hâkim olamayıp basın toplantısındaki hale düşeceğini, kamuoyu sempatisini yitireceğini bekliyorlardı. Onun yerine, gelmiş geçmiş en sempatik yabancı ve golcü Gürcü Şota’nın önerisiyle aldıkları Teofilo ile durumu kurtarma yoluna gitmişlerdi.

Trabzonspor Fatih’i saat markası isimli Rus takımına verirken 7,5 milyon € kazanmıştı. Aslında, 1925’te Leningrad metal işçilerince kurulan takımın adı o zamanki devlet başkanına ithaf edilerek Stalinets konmuştu. Kimilerine göre din düşmanı, bazılarına göre de yahudileri yöneten hristiyan gibi görülen ve Demir Yumruk olarak da bilinen Stalin aslında Rus değildi; ortodoks bir Gürcü ailesinin Joseb Dzhugashvili adlı çocuğuydu.

Tekke’nin takımının Zenit ismine geçiş yılı 1940. Neden bu ismin seçildiğini bilmiyoruz; ama Zenit veya Zenith bir hristiyan inanışına göre Hz.İsa’nın doğum gününde güneşin en yüksek noktasından dünyayı O’nun gözünden görebilmeyi ifade ediyor. Dünyanın merkezi gibi de bir anlamı var.

Trabzonsporluya göre dünyanın merkezi Trabzon. Uzak diye transferinden vazgeçen yabancılara “Asıl senin memleketin uzak” denir bizim orada, ilk bakışta, davacı olduğu adam için hakime “O beni tanımıyorsa ben onu hiç tanımıyorum” diyen Temel fıkrası gibi gelse de.

Nasıl ki dünyanın merkezini Trabzon kabul ediyorsak, o kadar eminiz ki, top da dünya kadar yuvarlak ve geçerli olan hakemin saati! TFF’nin saat sponsoru yok piyasada ama hakem saati diye ayrı bir kategori var. 2006 Avrupa Şampiyonası’nın saat sponsoru Casio, Euro 2008’inki ise Hublot idi meselâ. 2009’un en iyi saat markası seçilen IWC, ilk pilot saatini yapan Cartier veya 1865 tevellüt Zenit gibi eski değil, daha 1980’de kurulmuş Hublot için büyük başarıydı bu.

1967’de kurulan Trabzonspor da bir tür Hublot öyküsüne sahipti. 1900’lerin başında kurulmuş asırlık rakipleri arasından sıyrılıp, sadece 7 yıl sonra Milli Lig Şampiyonu unvanına ulaşmak müthiş bir başarıydı. Toplam 6 şampiyonluk kazanan Trabzonspor’un Özal’ın dönüşüm döneminden sonra şampiyonluğu yok. Özal’ın abisi, 6 kez gidip 7 kere gelen Demirel, son şampiyonluktan ve o yaştan sonra bile 49. Başbakan ve 9.Cumhurbaşkanı olabilirken, henüz olgunluk dönemindeki Trabzonspor şampiyonluksuz çeyrek asır boyunca birkaç Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı Kupası ile yetindi.

Demirel’in “Bu yaşta kafam Zenith saat gibi çalışıyor” sözü ile 1951’deki kuruluşundan beri en büyük çıkışı yakalayan, Tekke’nin kendisi kadar Trabzonsporlu bulmadığı Ünal Karaman’ın hemşerisi saat distribütörünün en pahalı Zenith saati 6bin $, ciro hedefi ise 15 trilyon. Öyle büyük para falan sanmayın; arada bir çıkış yakalayarak zirveyi zorlayan ve hiç değilse Avrupa bileti kapan Trabzonspor’un yıllık yayın gelirinden küçük bir rakam bu. Yaklaşık, Fatih Tekke’yi Zenit’e verirken gelen ya da o ayarda bir oyuncuya 5 yıllık mukavele için önerilen para kadar.

Ne para ama değil mi? Bu para ile Hublot’nun dünyanın en pahalı 3.saati Big Bang Chronograph’tan tam 10 tane alabiliriz! Anlamı da Büyük Patlama Zaman Ölçeri. Şu an Trabzonspor gibi 6.sırada olan saatin adı ise Grande Complication. Yani “Büyük Karmaşa”. Siyaset gibi, yönetimlerin işler karışınca “her şey yolunda”, muhaliflerin ise “karmaşa çıkabilir” dediği alanlardan olan futbolda uluslararası istatistik tutan IFFHS’nin açıkladığı 2009 listesinde Galatasaray 10.sırada. On yıl öncesine kadar bu kulübümüzle birlikte ilk 100’de yer alan diğer temsilcimiz Trabzonspor ise 267.sıraya kadar gerilemiş. Bu büyük patlamayı, bu büyük karmaşayı yaratmak için onlarca yönetim yüz milyonlarca dolar para harcamış, kadınların erkekler gibi kocaman saatler takmaya, erkeklerin de bazı konularda giderek kadın gibi davranmaya başladığı bu geçen sürede.

Para, erkek, kadın dedik de. TFF 321 milyon dolarlık yıllık gelire seviniyor ya. Bu tarz yöneticiler ve yönetimleri baskı altına alan taraftarlar olduktan sonra rakamın büyüklüğü hikâye bize. Bu paranın erkek oyununun erkek yöneticilerine teslim edilmesine asla gönlü razı değil aklı başında futbolseverlerin. Hani, 2 kadının şahitliğinin bir erkeğe denk olma konusu var ya, biraz aklı başında bir kadın vatandaşımızın bu kadar para için güvenilirliği ortalama 4 erkek futbol yöneticisine denktir benim gözümde. Yuvayı dişi kuş yapıyor ama kulübü erkek batırıyor bu ülkede.

Sonuçta… Fatih mi doğru söylüyor, Trabzonspor yönetimi mi? Koca kurum ile bir sporcusunun güvenilirlik derecesi arasında ayrım yapmak gereksiz. İki tarafın da söylediği doğrular vardır mutlaka. Hem, durmuş saat bile günde iki kez doğruyu göstermiyor mu? Artık ne hangisinin doğru söylediği önemli ne de Tekke’nin saha sonuçlarına muhtemel katkısı. En güzelini, Trabzonspor’un Zenit’i Şenol Güneş söylemiş yine “Onlar beni tanımıyorsa ben onları hiç tanımıyorum” pozisyonuna giren öğrencisi için: “Susarak da katkı yapmak mümkün.”

O zaman… Takvimi bir süre göz önünden kaldırıp saatlerimizi ayarlayalım, hocayı ve takımı rahat bırakalım. İlk evvel şubat başına, sonra da mayıs sonuna kadar: “Sessizluk”…   

Ocak 2010